Denizden Katreler

Ramazan bizden memnun gitti mi?

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar:
-
Hocam, Ramazan bizden memnun gitti mi?
Hoca
cevap vermiş;
- Memnun
gitmese her sene on gün önceden gelir miydi?

Mezar taşına ne yazdırayım?

Behlül Dânâ’ya biri sorar:
- Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım?
Behlül Dânâ şu cevabı verir:
- Şunu yazdır: “Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter.”

Sen bilmez misin ki hayvanlar sorumlu değildir

İrşad etmek üzere aktaracağı  meseleleri karşısındakileri sıkmadan ve kırmadan, aynı zamanda mesajını da vermek üzere genelde hanımı üzerinden hikayeleştirip, ince ince yollamalar ile kendine has bir ifade ve üslup kullanarak anlatmak suretiyle halkın gönlünde ayrı bir yer eden İstanbul Merkez Vaizi Rahmetli Hacı Cemal Öğüt Hoca, Fatih Camiinde, bir Ramazan gününde vaaz ediyor.

Dışarıda oruç tutmayanları, namaz kılmayanları görüyor, onlara bir şeyler demesi lazım, ama direkt olarak bir şey de söylemek istemiyor.

Konuya şöyle giriyor:
“Şu Hacı Cemal var ya, bu saf hanımla nasıl yaşayacak, nasıl idare edecek, bilemiyorum.”

Diyeceksiniz ki:
“Senin hanım çok mu saf?”

Aman sormayın, o kadar saf, o kadar saf ki, isterseniz bir saflık örneği vereyim de bakın anlayın. Hacı Cemal’in de bu saf hanımla nasıl yaşayacağını siz düşünün.

Efendim, öğle namazından önce abdestimi aldım, cübbemi giydim, kapıya da çıktım, buraya vaaza gelmek üzere ayakkabı­larımı giyerken bizim hanım da mutfakta iftarlık yemek hazırlı­yordu. Birden feryadı bastı.

“Eyvah, bu da mı gelecekti başıma?

Hemen ayakkabılarımı çıkardım, mutfağa doğru koştum, bak­tım, mutfakta bir şey yok.

Dedim ki:
“Hanım, yangın alarmı ve
­rir gibi ne bağırıyorsun öyle? Ne var?”

Dedi ki:
“Görmüyor mu­sun kediyi?”

“Görüyorum, kediye ne olmuş?”

“Daha ne olacak? İftarlık pideleri yiyor” demez mi?

Tepem at­.
“Hanım sen de ne kadar cimrisin. İnsan bir pide için bu kada
r çığlık atar mı? İşte camiye gidiyorum. Ne kadar pide istersen alır getiririm, hem de tazesinden” deyince, hanım bu sefer saf saf bana baktı, dedi ki:

“İlahi hoca, asıl saf olan sensin! Ben pideye mi acıyorum? Görmüyor musun, şu mübarek Ramazan gününde hayvan oruç tutmuyor, oruç? Şapur şupur pide yemekte. Ben hay­vanın oruç yediğine kızıyorum, ona üzülüyorum.”

Tepem iyice attı. Ben de dedim ki:
“İlahi hatun sen bilmiyor musun ki, hayvanlar oruç tutmaz, sen bilmiyor musun ki hayvanlar
namaz kılmaz, sen bilmiyor musun ki, hayvanlar açık yerlerini örtme ihtiyacı duymazlar, sen bilmez misin ki hayvanlar sorumlu değildir..”

Cemal Hoca cemaate döner:
“Nasıl bizim bu saf hatuna iyi söylemiş miyim?”

Cemaatte gülüşmeler.. mesaj alınmıştır..

Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…

sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…

Jet İmam

Çok hızlı teravih kıldırmayı bir marifet sayan hoca efendi arkadaki cemaati kan ter içinde bırakıp namaza devam ederken, camiden içeri geç kalmış biri girer.

Yanında durduğu kan ter içindeki adama sorar:

- “Çok kıldınız mı? Yetişebilir miyim?”

Kan ter içindeki adam,  yeni geleni şöyle bir süzer.

- “Biz içindeyken yetişemiyoruz amca, sen dışarıdan nasıl yetişeceksin.?”

Bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi- İlahi

Sözleri Pir Sultan Abdal’a ait ilahi.

güzel aşık cevrimizi
çekemezsin demedim mi
bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi

demedim mi, demedim mi
gönül sana söylemedim mi

bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi
yemeyenler kalır naçar
gözlerinden kanlar saçar

bu bir demdir, gelir geçer
duyamazsın demedim mi

demedim mi, demedim mi
gönül sana söylemedim mi
bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi

çıkalım meydan yerine
gidelim ali seyrine
can-ü başı hak yoluna
koyamazsın demedim mi

demedim mi, demedim mi
gönül sana söylemedim mi
bu bir rıza lokmasıdır
yiyemezsin demedim mi

bir başka söylenişi:

güzel aşık cevherimizi çekemezsin demedim mi
bu bir rıza lokmasıdır yiyemezsin demedim mi

demedim mi ah demedim mi yiyemezsin demedim mi
demedim mi deme demedim mi yiyemezsin demedim mi

yemeyenler kalır naçar, gözlerinden kanlar saçar
bu bir demdir gelir geçer, duyamazsın demedim mi

demedim mi ah demedim mi duyamazsın demedim mi
demedim mi deme demedim mi duyamazsın demedim mi

çıkalım meydan yerine gidelim dostun seyrine
canım aşık hak yoluna, koyamazsın demedim mi

demedim mi ah demedim mi koyamazsın demedim mi
demedim mi deme demedim mi koyamazsın demedim mi

Cemaziyelevvel ve Cemaziyelahir

Cemaziyelevvel, Hicrî Takvimdeki ayların beşincisinin ismidir. Bunu takip eden ayın ismi de Cemaziyelâhir’dir.

Kelimelerin aslı Arapça “Cumâdu’l-ûla” ve “Cumâdu’l-âhire”dir.

Rivayete göre: Arabistan’da takvimin yürürlüğe girdiği zamanlarda iki ay boyunca yağmursuzluktan kaynaklar kurumuş.

Bu sebeble bu aylara Cumâdu’l-ûla (ilk kuraklık) ve Cumâdu’l-âhire (son kuraklık) adları konulmuş.

Cemaziyelevvel ve âhiri, üç aylar olarak bilinen Receb, Şaban, Ramazan aylarını takip eder.

Eskiler bu iki aya “büyük tövbe, küçük tövbe” ayı diyegelmişler..

“Ben senin cemaziyelevvelini bilirim” sözü buradan geliyor olsa gerek..

Saba Melikesi Belkıs

Kendisinden kutsal kitaplarda bahsedilen; günümüz Habeşistan’ı (Etiyopya) veya Yemen toprakları üzerinde tarih öncesi hüküm sürdüğü farzedilen Saba melikesi, kraliçesi.

Kuran-ı Kerim’de:
Derken uzun zaman geçmeden geldi ve dedi ki: “Senin kuşatamadığın (öğrenemediğin) şeyi ben kuşattım ve sana Saba’dan kesin bir haber getirdim.” (27/22)

“Gerçekten ben, onlara hükmetmekte olan bir kadın buldum ki ona herşeyden (bolca) verilmiştir ve büyük bir tahtı var.” (27/23)

“Onu ve kavmini Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.” (27/24)

“Ki onlar göklerde ve yerde saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilen Allah’a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar).” (27/25)

O Allah O’ndan başka ilah yoktur büyük Arş’ın Rabbidir. (27/26)

(Süleyman:) “Durup bekleyeceğiz, doğruyu mu söyledin, yoksa yalancılardan mı oldun?” dedi. (27/27)

“Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak, sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver neye başvuracaklar?” (27/28)

(Hüdhüd’ün mektubu götürüp bırakmasından sonra Saba melikesi Belkıs:) Dedi ki: “Ey önde gelenler gerçekten bana oldukça önemli bir mektup bırakıldı.” (27/29)

“Gerçek şu ki bu Süleyman’dandır ve ‘Şüphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla’ (başlamakta)dır.” (27/30)

“(İçinde de:) “Bana karşı büyüklük göstermeyin ve bana Müslüman olarak gelin” diye (yazılmaktadır). (27/31)

Dedi ki: “Ey önde gelenler, bu işimde bana görüş belirtin, siz (herşeye) şahidlik etmedikçe ben hiçbir işte kesin (karar veren biri) değilim.” (27/32)

Dediler ki: “Biz kuvvet sahibiyiz ve zorlu savaşçılarız. İş konusunda karar senindir, artık sen bak neyi emredersen (biz uygularız).” (27/33)

Dedi ki: “Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman, orasını bozguna uğratırlar ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar; işte onlar böyle yaparlar.” (27/34)

“Ben onlara bir hediye göndereyim de bir bakayım elçiler neyle dönerler.” (27/35)

(Elçi hediyelerle) Süleyman’a geldiği zaman: “Sizler bana mal ile yardımda mı bulunmak istiyorsunuz? Allah’ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır; hayır siz hediyenizle sevinip öğünebilirsiniz” dedi. (27/36)

“Sen onlara dön, biz onlara öyle ordularla geliriz ki onların karşı koymaları mümkün değil ve biz onları ordan horlanmış-aşağılanmış ve küçük düşürülmüşler olarak sürüp çıkarırız.” (27/37)

(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) “Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (Müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?” dedi. (27/38)

Cinlerden ifrit: “Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim.” dedi. (27/39)

Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: “Ben (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim.” Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: “Bu Rabbimin fazlındandır O’na şükredecek miyim yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse artık o kendisi için şükretmiştir kim nankörlük ederse gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır Kerim olandır.” (27/40)

Dedi ki: “Onun tahtını değişikliğe uğratın, bir bakalım doğru olanı bulabilecek mi yoksa bulmayanlardan mı olacak?” (27/41)

Böylece (Belkıs) geldiği zaman ona: “Senin tahtın böyle mi?” denildi. Dedi ki: “Tıpkı kendisi. Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz Müslüman olmuştuk.” (27/42)

Allah’tan başka tapmakta olduğu şeyler onu (Müslüman olmaktan) alıkoymuştu. Gerçekte o, inkâr eden bir kavimdendi. (27/43)

Ona: “Köşke gir” denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve (eteğini çekerek) ayaklarını açtı. (Süleyman:) Dedi ki: “Gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk-zemindir.” Dedi ki: “Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim; (artık) ben Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum.” (27/44)

Münasebetsiz Mehmet Efendi

o da mı kim?

II. sultan mahmut zamanında yaşadığı söylenir. lüzumsuz soru sormaktaki ustalığı, padişahın kulağına gidince, `nasıl bir adammış` denilerek huzura çağrılır.

el etek öptükten sonra kenara çekilip sakin ve uslu bir şekilde duran mehmet efendi’ ye padişah hünerini göstermesi için bir şans tanımak adına `ee, konuş bakalım` der.

münasebetsiz sorar:

- afedersiniz sultanım, babanız zurna çalar mıydı?

- hayır çalmazdı. neden sormuştun!?

- hiç, benimki de çalmazdı da!..

Rabbena heblena

anlamı:
“Rabbimiz! hepimize ver…”***

hata edip, karıştırılmamalı..

dillere pelesenk olduğu, uygulamalarda görüldüğü gibi “Rabbena! hep bana.” değil.

benlikten kurtulup bizliğe geçişin başlangıcı…  dua adabındandır.