Denizden Katreler

Bercesteler

Ehl-i gönül diyemem sinesi saf olmayana
Ehl-i gönül birbirini bilmemek insaf değil.
Nefi

Bende yok sabr u sükût, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre.
Nabi

Bu meseldir: fukara kalbine her kim dokuna
Dokunânın dokunur sinesi Allah okuna.
Kenzî

Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl
Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim.
Fuzuli

Gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti
Bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti.
Fuzuli

Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz,
Şahsın görünür, rütbe-i aklı eserinde.
Ziya Paşa

Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz.
Kişi noksanın bilmek gibi irfân olmaz.
Tâlib

İlim bir hucce-i bî sahildir
Anda alim geçinen cahildir.
Nabi

Gör zahidi kim sahibi irşad olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstad olayım der.
Ruhi

Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur
Cihan buldu selamet dayansın ehl-i kubur.
Lâedri

Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma,
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr-ü kıymetten.
Lâedri

Cehlimi bilmeyecek mertebe câhil değilim;
Bilirim rütbe-i noksânımı kâmil değilim.
Yenişehirli Avni

Cihan-ârâ cihân içredir ârâyı bilmezler
Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler
Hayâlî Bey

Harâbât ehline dûzah azâbın sorma ey zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler
Hayâlî Bey

Veren de o alan da nedir senden gidecek
Telaşını görenler, can senin zannedecek
Aşki

İnsanoğlu hilebazdır kimse bilmez fendini
Her kime iyilik edersen sakla ondan kendini
Lâedri

Adam, adamdır eğer olmaz ise bir pulu
Eşek yine eşektir, atlastan olsa çulu.
Laedri

Muradını anlarız ol gamzenin izanımız vardır,
Belî söz bilmeyiz ama biraz irfanımız vardır
Nedim

Ben akıldan isterim delalet
Aklım bana gösterir dalalet.
Fuzuli

Kendi kendine ettiğin âdem
Bir yere gelse idemez âlem.
Adlî

Mala mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi
Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi
Lâedri

Cihanda cennet-ül me’va muvâfık yâr ile hemdemdir
Muhâlif şahsa yâr düşmek bu âlemde cehennemdir
Lâedri

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabâdan gayri
Fuzuli

İlim kesbiyle paye-i rif’at arzu-yı-muhal imiş ancak
Aşk imiş her ne var alemde,  ilim bir kil ü kal imiş ancak
Fuzuli

Mecnun ile bir mekteb-i aşk içre okurduk
Ben Mushaf’ı hatmettim, o ve’l-Leyli’ de kaldı
Fuzuli

Ne senden rüku ne benden kıyam
Selamün aleyküm aleyküm selam.
Gevherî

Bela dildendir ol dildâr elinden dâdımız yok
Gönüldendir şikâyet kimseden feryadımız yok
Lâ edrî

Kula sadakat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah
Ziya Paşa

İncitme sen ahbabını incinmeye senden
Bu âlem-i fânide zarafet budur işte
Leyla Hanım

Ne mülk ü mal bana çerh verse memnunem
Ne mülk ü malden avare kılsa mahzunem
Fuzûlî

Halk içre bir ayineyim herkes bakar bir an görür
Her bakan kendin görür ger yahşi ger yaman görür.
Mevlana

Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dilde-i ekvan olan ademsin sen
Galip Dede

Vefa her kimseden kim istedim andan cefa gördüm.
Kim kimi bivefa dünyada gördüm, bivefa gördüm.
Fuzuli

Mazhar-ı ism-i celal olmasa hakkâ lale
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lale
İzzet Ali Paşa

Tevekkül bâdbânın kıl küşâde fülk-i ihlâsa
Eser bahri emelde bir muvafık ruzigar elbet
Fıtnat Hanım

Bir göz ki olmaya ibret nazarında
Ol düşmanıdır sahibinin başı üzerinde!
Eşref-i Rumi

Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne
Rasih Efendi

Cihânın nimetinden kendi âb u dânemiz yeğdir.
Elin kaşânesinden kûşe-i virânemiz yeğdir.
Bâkî

Söylesem tesiri yok. Sussam gönül razı değil.
Fuzuli

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı
Fuzuli

Şeb-i yeldayı müneccim muvakkit ne bilir?
Müptelâyı gâma sor kim geceler kaç saat.
Laedri

Dermân arâdım derdime derdim banâ dermân imiş
Bürhân arâdım aslımâ aslım banâ bürhân imiş.
Niyâzî-i Halvetî

Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi…
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhât gibi…
Muhibbî   (Kanûnî Sultan Süleyman)

Bizi bikes sanup ey gam gelüp cevr itmek istersen,
Ferahlar feyz ider can u dile Allahımuz vardur..
Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman)

Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere
Onlardır ancak el verecek kimse sizlere.
Yahya Kemal

Dünyâ talebiyle kimisî halkın emekde
Kîmî oturub zevk ile dünyâyı yemekde.
Bağdatlı Rûhî

Konarsan güle kon, dikene konma
Eski düşmanların dost olur sanma
Köroğlu

Âhr yine hâk olur bu ten
Bilmem neye kibr eder edenler.
Abdullah Vassaf

Çekinme akil isen, itiraf-ı noksandan;
Emin olan delidir, aklının kemalinden.
Muallim Naci

Sana bir sözüm var amma, bilmem olur mu makbul;
Bu kadar uzun duaya ne desen, denilmez âmin.
Muallim Naci

Sende cevher var imiş bunu alem ne bilsin,
Süslü bir dairede müdür bile değilsin.
Namdar Rahmi

Kandil Tebriği

denizdenkatrelerkandil

Ey Allahım Beni Senden Ayırma

Ey Allahım beni senden ayırma
Beni senin didarından ayırma

Seni sevmek benim dinim, imanım
İlahi din ü imandan ayırma

Sararuben soldum döndüm hazana
İlahi hazanı daldan ayırma

Şeyhim baldır ben anın peteğiyem
İlahi peteği baldan ayırma

Şeyhim güldür ben anın yaprağıyem
İlahi yaprağı gülden ayırma

Ben ol dost bahçesinin bülbülüyem
İlahi bülbülü gülden ayırma

Balığın canını suda dediler
İlahi balığı sudan ayırma

Eşrefoğlu senin kemter kulundur
İlahi kulu sultandan ayırma

Eşrefoğlu Rumi

Baki

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş!..

Açma

18- 20 adet
Malzemeler:
1 Su Bardağı Sıvı yağ
2-3  Su Bardağı kadar ılık  Süt/ su
1/2 Kahve fincanı Toz Şeker
1 Kahve kaşığı Tuz
kibrit kutusu kadar yaş maya/ 1-2 yemek kaşığı kadar kuru maya
aldığı kadar un (5-6 bardak kadar)
üzeri için : 1 Yumurta- yoğurt karışımı, çörek otu
150 gr. tereyağı/ margarin
Öncelikle ılık süt içinde maya, iki kaşık kadar toz şeker koyularak  karıştırılır. üstü örtülüp, 20 dk kadar beklenip mayanın kabarması sağlanır.
Büyükçe bir kaba un elenir.  Havuz şeklinde ortası açılıp mayalı karışım, sıvı yağ, tuz, toz şeker, ılıktan biraz  sıcak su / süt katılıp kulak memesi kıvamında hamur yoğrulur. Hamurun içindeki kap sarılır/ üstü ılık suyla ıslatılmış temiz bir bezle örtülür. Mayalanmaya bırakılır.
Hamur kabardıktan sonra bezelere ayrılır.  Her beze tabak büyüklüğünde açılır.
İçine eritilmiş tereyağ/ margarin sürülür.  rulo şekli verilip, bir kenarından tutup, ters tarafa çevrilerek burgulanır. Bildiğimiz açma şekli verilip, kenarları kapatılır.  Yağlanmış tepsiye yerleştirilir.
Üzerlerine önce eritilmiş tereyağ sürülüp, sonra yoğurtla çırpılmış yumurta sarısı sürülür. Çörek otu/ susam serpilir.
180 derece fırında üzerleri pembeleşene dek pişirilir. sıcağa yakın ılık olarak servis yapılır.
Afiyet olsun.
Not: Bu hamur Pizza Hamuru olarak da kullanılabilir.

Nasreddin Hoca Fıkraları

Secdeye kapanırsa
Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Tavanın gıcırtısını dile getirmek için hancıya: “Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!” diyecek olmuş ama, hancı  hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak;
- “Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakk’a tespih çekiyor!” demiş.
Hoca dayanamamış ve:
- “Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!” deyivermiş.

Çömlek Hesabı
Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik olsun diye içine bir avuç daha taş ilave eder.
Bir zaman sonra arkadaşları:
-”Bugün Ramazan’ın kaçı oldu acaba? diye sorarlar. Çömlekteki 65 tane taşı sayan Hoca 45′i der.
- “Hoca ne yaptın!..  Hiç Ramazan’ın 45′i olur mu?” diye itiraz ederler.
Hoca, biraz şaşkınlıkla biraz da kızgın bir ifadeyle:
-”Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan’ın 65′i!”

Nasreddin Hoca, sofrada iken evine çatkapı üç kişi  misafirliğe gelmiş. Sofrasına dahil olmuşlar. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hocanın sofrasında ne varsa “çok güzelmiş” diye diye yiyip, silip süpürmüşler. O kadar ki yemekler bittikçe kendileri doldurup ev ahalisi için geriye bir şey bırakmamışlar. Yemekler nihayet bulduğunda da tüm tencerelerin, sahanların dibini,  bu da “sünnettir” diye ekmekle iyice sıyırmışlar.
Bu sırada odaya Hoca’nın oğlu girmiş.
Hoca’yı memnun etmek için:
- Aman ne güzel çocuk…  Adı ne bunun?” diye sorduklarında Hoca:
- “Adı Farzdır,” demiş.  Şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
- “Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler.  Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.”
Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- “Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin! “

Minare Yapımı
Hoca merhum, Akşehir’de dolaşırken yanına daha önce hiç minare görmemiş bir adam yaklaşmış.
-”Bunları nasıl yapıyorlar” diye hayretle sormuş.
Hoca ciddiyetini bozmadan cevap vermiş:
-Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların içini dışına çevirmişler!..

Naat

Seccaden kumlardı..
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı!.

Mescit mümin, minber mümin…
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..

Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı…
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya Muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından…

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı…
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…

Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!

Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad…
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!

Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Arif Nihat Asya

Sevdim Seni Mabuduma Canan Diye Sevdim

Naat
Sevdim seni mâbuduma Canân diye sevdim.
Bir ben değil âlem sana Hayran diye sevdim.

Evlad-ı iyalden gecerek Ben Ravzana geldim.
Ahlâkını meth etmede Kur’an diye sevdim

Kurbanın olam Şah-i Rusül Kovma kapından
Didârına müştak olan Yezdân diye sevdim.

Mahşerde nebiler bile Senden medet ister.
Gül yüzlü melekler sana Hayran diye sevdim.

Aşkın ile buhurdan gibi tütmede bu kalbim,
Sensiz bana Cennet bile hicrân diye sevdim.

Tâ Arş’a çıkar her gece âşıkların âhı,
Asilere lûtfun yüce fermân diye sevdim.

Doğ kalbime bir lâhzacık ey nur-i dilâra,
Sevdânı gönül derdine dermân diye sevdim.

Bülbül de senin bağrı yanık âşık-ı zârın,
Feryâd bütün âteş-i sûzân diye sevdim.

Hûriler ezelden beri şeydâ-yi cemâlin,
Yanmıştı sana “Yusuf-ı Ken’ân” diye sevdim.

Evlâd’ü ıyalden geçerek Ravzâna geldim
Evsafını medh etmede Kur’an diye sevdim.

“Kıtmîr”inim ey şâh-ı Rüsûl kovma kapıdan,
Alemlere rahmet dedi Rahmân diye sevdim.

Şeydâ kuluna eyle nazar merhametinle,
Bir lâhza nazar en büyük ihsân diye sevdim.

Aşure günü

Allah katında ayrı bir yeri olan, on peygamberine on çeşit ikramda bulunduğu  rivayet edilen “Hicrî Sene”nin ilk ayı olan “Muharrem ayının 10. Günü”dür.

K.Kerim’de Fecr Suresi’nin ikinci ayetinde geçen “On geceye yemin olsun”  ifadesine, bazı tefsirlerimizde bu on gecenin, Muharrem’in onuna kadar geçen gece olduğu olarak açıklanmaktadır.(1) Açıklamalara göre Allah c.c bu gecelere yemin ederek kudsiyetini ve bereketini bildirmektedir denilmekte..

Aşere kelimesinin anlamı Arapça’da “on” demektir. Muharrem Ayı’nın onuncu gününe denk geldiği için bugüne Aşure günü denilmektedir. Hadislerde  geçtiğine göre ise bugüne aşure denilmesinin hikmeti, Allah’ın lutfuna mazhar olan On peygamberin başından geçen olağanüstü on olaydır.

Bu olaylar:
1.Hz. Âdem’in (a.s.) tevbesinin Âşura Günü kabul edilmesi.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisinin Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemesi.
3. Hz. Yunus (a.s.)’ın balığın karnından Âşura Günü kurtulması.
4. Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail’in o gün dünyaya gelmesi.
5.Hz. Yakub’un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf’un hasretinden dolayı kapanan gözlerinin o gün görmeye başlaması.
6. Hz. Yusuf’un kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılması.
7. Hz. Davud’un (a.s.) tevbesinin o gün kabul edilmesi.
8.Allah c.c, Hz. Musa’ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan edip,  denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmesi.
9. Hz. İsa (a-s.)’ın o gün dünyaya gelişi ve o gün semâya yükseltilmesi.
10. Hz. Eyyûb (a.s.)’ın hastalığından o gün şifaya kavuşması.(2)

Aşûra günü, Nuh a.s’dan dan itibaren, ehl-i kitap, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim a.s’dan beri mukaddes bir gün olarak bilinen ve oruç tutulan bir gündür.
Peygamberimiz  sav Medine’ye hicret ettikten sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrenip,
“Bu ne orucudur?” diye sorduğunda;
Yahudiler, “Bugün Allah’ın Musa’yı düşmanlarından kurtardığı Firavun’u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur” dediler.
Bunun üzerine Resulullah sav de: “Biz, Musa’nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz” buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Hazret-i Âişe r.a’dan gelen bir rivayetde:
“Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine’ye hicret edince bu orucu devam ettirdi ve başkalarına da emretti.
Hz. Âişe r.a’ın  belirttiğine göre, Kabe’nin örtüsü de Âşura gününde değiştirilirmiş.
Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Rasulullah sav Ramazan orucu farz kılınınca Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı.” (Buhari, Savm: 69)
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. “İsteyen tutar, isteyen terk edebilir” buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu nafile  bir oruç olarak kalmış oldu.

Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu: “Ramazan’dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?”
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah’ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir” buyurdu.(5)
Peygamberimiz: “Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum.”(6)
“Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur(7) buyurmaktadır.

Bu günde herkes imkânına göre  ikramda bulunur;  Peygamber efendimiz: “Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.”(8)buyurmaktadır.

Resulullah sav’in  torunu Hazret-i  Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Emevi Halifesi Yezid, onun Kufe valisi İbni Ziyad döneminde,  Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ’da H. 61 yılının 10 Muharrem günü şehit edilmiştir. 10 Muharrem aynı zamanda bu üzücü olayın da yıl dönümüdür.

Muharrem Ayı’nın bu günlerinde, Nuh as’.ın gemisindeki tüm çeşitlerin birleşmesi ile yapılmış yemeğe isnad edilen “aşure” ismi ile bildiğimiz tatlının, pişirilip ikramı adet olarak devam etmektedir.

1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140.
3) İbni Mâce, Siyam: 31.
4) Müslim. Siyam: 117.
5) Tîrmizî. Savm: 40.
6) A.g.e., Savm: 47.
7) İbni Mâce. Siyam: 43.
8)et-Tergîb ve’l-Terhib, 2:116.
9)www.islamiyet.gen.tr

Aşure

asureMalzemeler:
2     su bardağı aşurelik buğday
1/2  su bardağı kuru fasulye
1/2  su bardağı  nohut
bir avuç kadar pirinç
100 gr    tatlı badem
100 gr.   çekirdeksiz kuru üzüm
100 gr    kuru kayısı
100 gr.   kuru incir
50 gr.     minik siyah kuş üzümü
50 gr.     dolmalık fıstık
1/2 fincan gül suyu
1   elma
1   portakal
2-3 dilim   portakal kabuğu
8-10 adet  kuru karanfil
2  su bardağı toz şeker
isteğe göre vanilya
100 gr.       kavrulmuş fındık
pişirmek için su, isteğe göre 1 bardak süt

üstünü süslemek için:
tarçın, hindistan cevizi, kavrulmuş fındık, ceviz, nar taneleri, minik kuşüzümü, antepfıstığı vb.

Yapılışı:
buğday, kuru fasulye, nohut iyice yıkanıp, akşamdan ıslanır. hepsi ayrı ayrı haşlanır.
buğday iyice çatlayıp açılınca buğdayın yarısı kepçe ile alınır. robottan geçirilerek tenceresine geri boşaltılır. haşlanmış olan kuru fasulye ve nohut, pirinç de bu tencereye ilave edilir. birlikte pişirilmeye başlanır.  iyice pişince şekeri, soyulup doğranmış elma, portakal,  kuru üzüm, kuru kayısı, karanfil, ıslatılıp kabukları soyulmuş badem,  ilave edilir. ara ara karıştırılarak pişirmeye devam edilir.
ateşten almadan biraz önce küçük küçük doğranmış incir, portakal kabuğu rendesi, vanilya, gül suyu, kavrulmuş fındık ilave edilir.
piştikten sonra yarım saat kadar dinlendirilirdikten sonra kaselere paylaştırılır. isteğe göre yukarıda önerilen malzemelerle üzerleri süslenilir.
afiyet olsun.