Denizden Katreler

Diktiği Fidanın Meyvesini Hemen Alan Kişi

Abbasi Halifesi Harun Reşid, Bağdat civarında veziri Cafer Bermekî ile birlikte tebdil-i kıyafet gezerken Dicle’nin kenarında, hurma fidanı dikmekte olan çok yaşlı bir arap görmüş. Yaklaşıp, selamlaştıktan sonra aralarında şu konuşmalar geçmiş.
Harun Reşid:
- Bu diktiğin fidan uzun seneler sonra meyve verir, Sen bunun meyvesini yiyebilecek misin?
Yaşlı adam:
-  Bu fidanın meyvelerini görmeye ömrüm yetmez. Yiyemem.
-  Öyleyse niye dikiyorsun, meyvesini kendin yiyemeyeceğin bu fidanları?
- Kendim için değil. Benden sonrakilerin yemesi için dikiyorum. Bizden önce yaşayanlar da gördüğünüz bu ağaçları dikmişler. Eğer benden öncekiler sizin söylediğiniz gibi  düşünüp, fidan dikmemiş olsalardı,  ben de bugün hiç hurma yiyememiş olurdum.
Harun Reşid’in bu cevap çok hoşuna gitmiş. Vezirine işaret etmiş, hemen bir kese altın ihsanda bulunmuş.
Yaşlı adam keseyi alınca:
- Allah’ım demiş, Sana nihayetsiz hamd olsun, çok şükür!
Harun Reşid:
- Allah’ a niçin şükrediyorsun?!  şimdi diyince:
- Nasıl şükretmiyeyim. Herkes diktiği ağacın meyvesini yıllar sonra ancak alırken, ben hemen aldım.
Bu cevap karşısında çok memnun kalan Harun Reşid bir kese daha ihsan etmiş. İhtiyar yine şükür ve duada. Harun Reşid dayanamayıp tekrar sormuş:
- Bu sefer niye şükrediyorsun?
İhtiyar:
- Herkesin diktiği meyve ağaçları yılda bir defa ya mahsul verip ya da vermezken, benim diktiğim fidan hemen, hem de  iki defa ürün vermeye başladı diyince Harun Reşid beğenisi gözlerinden okunarak dönüp, Vezirine gülümseyerek bakar. Vezir tekrar bir kese altın ihsanı emrine imkan tanımadan, Harun Reşid’e:
“Aman Sultanım!” der, “Buradan bir an önce uzaklaşalım. Bu ihtiyar bu gidişle tarlasına fidan dikmek yerine, devlet hazinesine darı ekecek!…”

Bülbül Kasidesi

Medet ya sahib el imdat

İsmi sübhan virdin mi var
Bahçelerde yurdun mu var
Bencileyin derdin mi var
Garip garip ötme bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir de sen dert katma bülbül

Bilirim âşıksın güle
Gülün hâlinden kim bile
Bahçedeki gonca güle
Dolaşıp söz atma bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir de sen dert katma bülbül

Bilirim âşıksın verde
Cünûnun var gâyet serde
Şu sînemde olan derde
Bir de sen dert katma bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir de sen dert katma bülbül

Pervâz olup uçar mısın
Deniz  deryâ geçer misin
Bencileyin nâ-çar mısın
Sen de hâlin söyle bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir de sen dert katma bülbül

A bülbülüm uslu musun
Kafeslerde besli misin
Bencileyin yaslı mısın
Garip garip ötme bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir de sen dert katma bülbül

Yunus  vücûdun pâk derken
Cihanda mislin yok derken
Seher vakti “hakk hakk” derken
Bizi de unutma bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter
Bir de sen dert katma bülbül

Tövbe edelim zenbimize

Tövbe edelim zenbimize Tübtü ilallah ya Allah
Lütfunla bize merhamet eyle Aman Allah ya Allah
Sen etmez isen bizleri kim afveder Allah ya Allah
Lütfunla bize merhamet eyle Aman Allah ya Allah

Mevla görelim neyler- Tefvizname

Hak, şerleri hayr eyler,
Zannetme ki gayr eyler,
Ârif ânı seyr eyler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Sen Hakk’a tevekkül kıl
Tefvîz et ve râhat bul,
Sabr eyle ve râzı ol,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Kalbin ana bend eyle,
Tedbîrini terk eyle,
Takdîrini derk eyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Hallâk u Rahîm oldur,
Rezzâk u Kerîm oldur,
Fa’âl ü Hakîm oldur,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Bil kâdî-yi´l hâcâtı,
Kıl ana münâcâtı,
Terk eyle mürâdâtı,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Bir iş üstüne düşme,
Olduysa inâd etme,
Haktandır o, red etme,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Haktandır bütün işler,
Boştur gam u teşvişler,
Ol, hikmetini işler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Hep işleri fâyıktır,
Birbirine lâyıktır,
N’eylerse, muvâfıktır,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Dilden gamı dûr eyle,
Rabbinle huzûr eyle,
Tefvîz-i umûr eyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Sen adli zulüm sanma,
Teslim ol nâra yanma,
Sabr et, sakın usanma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Deme şu niçin şöyle,
Bir nicedir ol öyle,
Bak sonuna, sabr eyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Hiç kimseye hor bakma,
İncitme, gönül yıkma,
Sen nefsine yan çıkma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Mü’min işi, reng olmaz,
Âkıl huyu ceng olmaz,
Ârif dili teng olmaz,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Hoş sabr-ı cemîlimdir,
Takdîri kefîlimdir,
Allah ki vekîlimdir,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Her dilde O’nun adı,
Her canda O’nun yâdı,
Her kuladır imdâdı,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Nâçâr kalacak yerde,
Nagâh açar, ol perde,
Derman eder ol derde,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Her kuluna her ânda,
Geh kahr u geh ihsânda,
Her anda, o bir şânda,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Geh mu’tî ü geh mânî,
Geh darr ü gehi nâfî,
Geh hâfid ü geh râfî´
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Geh abdin eder ârif,
Geh emîn ü geh hâif,
Her kalbi odur sârif,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Geh kalbini boş eyler,
Geh hulkunu hoş eyler,
Geh aşkına tûş eyler,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Az ye, az uyu, az iç,
Ten mezbelesinden geç,
Dil gülşenine gel göç,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Bu nâs ile yorulma,
Nefsinle dahı kalma,
Kalbinden ırak olma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Geçmişle geri kalma,
Müstakbele hem dalma,
Hâl ile dahî olma,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Her dem onu zikreyle,
Zeyrekliği koy şöyle,
Hayrân-ı Hak ol, söyle,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Gel hayrete dal bir yol,
Kendin unut O’nu bul,
Koy gafleti hâzır ol,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Her sözde nasîhat var,
Her nesnede zîynet var,
Her işte ganîmet var,
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Bil elsine-i halkı,
Aklâm-ı Hak ey Hakkî
Öğren edeb ü hulku
Mevlâ görelim n’eyler,
N’eylerse, güzel eyler…

Vallahi güzel etmiş,
Billahi güzel etmiş,
Tallahi güzel etmiş,
Allah görelim n’etmiş,
Netmişse güzel etmiş…

Erzurumlu İbrahim Hakkı

Bercesteler

Ehl-i gönül diyemem sinesi saf olmayana
Ehl-i gönül birbirini bilmemek insaf değil.
Nefi

Bende yok sabr u sükût, sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar, fikredelim bir kerre.
Nabi

Bu meseldir: fukara kalbine her kim dokuna
Dokunânın dokunur sinesi Allah okuna.
Kenzî

Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl
Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim.
Fuzuli

Gül gül dedi bülbül güle gül gülmedi gitti
Bülbül güle gül bülbüle yar olmadı gitti.
Fuzuli

Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz,
Şahsın görünür, rütbe-i aklı eserinde.
Ziya Paşa

Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz.
Kişi noksanın bilmek gibi irfân olmaz.
Tâlib

İlim bir hucce-i bî sahildir
Anda alim geçinen cahildir.
Nabi

Gör zahidi kim sahibi irşad olayım der
Dün mektebe vardı bugün üstad olayım der.
Ruhi

Ne kendi eyledi rahat ne halka verdi huzur
Cihan buldu selamet dayansın ehl-i kubur.
Lâedri

Hakir olduysa millet şanına noksan gelir sanma,
Yere düşmekle cevher sakıt olmaz kadr-ü kıymetten.
Lâedri

Cehlimi bilmeyecek mertebe câhil değilim;
Bilirim rütbe-i noksânımı kâmil değilim.
Yenişehirli Avni

Cihan-ârâ cihân içredir ârâyı bilmezler
Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler
Hayâlî Bey

Harâbât ehline dûzah azâbın sorma ey zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler
Hayâlî Bey

Veren de o alan da nedir senden gidecek
Telaşını görenler, can senin zannedecek
Aşki

İnsanoğlu hilebazdır kimse bilmez fendini
Her kime iyilik edersen sakla ondan kendini
Lâedri

Adam, adamdır eğer olmaz ise bir pulu
Eşek yine eşektir, atlastan olsa çulu.
Laedri

Muradını anlarız ol gamzenin izanımız vardır,
Belî söz bilmeyiz ama biraz irfanımız vardır
Nedim

Ben akıldan isterim delalet
Aklım bana gösterir dalalet.
Fuzuli

Kendi kendine ettiğin âdem
Bir yere gelse idemez âlem.
Adlî

Mala mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi
Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi
Lâedri

Cihanda cennet-ül me’va muvâfık yâr ile hemdemdir
Muhâlif şahsa yâr düşmek bu âlemde cehennemdir
Lâedri

Ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bad-ı sabâdan gayri
Fuzuli

İlim kesbiyle paye-i rif’at arzu-yı-muhal imiş ancak
Aşk imiş her ne var alemde,  ilim bir kil ü kal imiş ancak
Fuzuli

Mecnun ile bir mekteb-i aşk içre okurduk
Ben Mushaf’ı hatmettim, o ve’l-Leyli’ de kaldı
Fuzuli

Ne senden rüku ne benden kıyam
Selamün aleyküm aleyküm selam.
Gevherî

Bela dildendir ol dildâr elinden dâdımız yok
Gönüldendir şikâyet kimseden feryadımız yok
Lâ edrî

Kula sadakat yaraşır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah
Ziya Paşa

İncitme sen ahbabını incinmeye senden
Bu âlem-i fânide zarafet budur işte
Leyla Hanım

Ne mülk ü mal bana çerh verse memnunem
Ne mülk ü malden avare kılsa mahzunem
Fuzûlî

Halk içre bir ayineyim herkes bakar bir an görür
Her bakan kendin görür ger yahşi ger yaman görür.
Mevlana

Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdüm-i dilde-i ekvan olan ademsin sen
Galip Dede

Vefa her kimseden kim istedim andan cefa gördüm.
Kim kimi bivefa dünyada gördüm, bivefa gördüm.
Fuzuli

Mazhar-ı ism-i celal olmasa hakkâ lale
Bulamazdı bu kadar rütbe-i vâlâ lale
İzzet Ali Paşa

Tevekkül bâdbânın kıl küşâde fülk-i ihlâsa
Eser bahri emelde bir muvafık ruzigar elbet
Fıtnat Hanım

Bir göz ki olmaya ibret nazarında
Ol düşmanıdır sahibinin başı üzerinde!
Eşref-i Rumi

Dilde gam var şimdilik lutfeyle gelme ey sürûr
Olamaz bir hânede mihmân mihmân üstüne
Rasih Efendi

Cihânın nimetinden kendi âb u dânemiz yeğdir.
Elin kaşânesinden kûşe-i virânemiz yeğdir.
Bâkî

Söylesem tesiri yok. Sussam gönül razı değil.
Fuzuli

Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem’i yanmaz mı
Fuzuli

Şeb-i yeldayı müneccim muvakkit ne bilir?
Müptelâyı gâma sor kim geceler kaç saat.
Laedri

Dermân arâdım derdime derdim banâ dermân imiş
Bürhân arâdım aslımâ aslım banâ bürhân imiş.
Niyâzî-i Halvetî

Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi…
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhât gibi…
Muhibbî   (Kanûnî Sultan Süleyman)

Bizi bikes sanup ey gam gelüp cevr itmek istersen,
Ferahlar feyz ider can u dile Allahımuz vardur..
Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman)

Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere
Onlardır ancak el verecek kimse sizlere.
Yahya Kemal

Dünyâ talebiyle kimisî halkın emekde
Kîmî oturub zevk ile dünyâyı yemekde.
Bağdatlı Rûhî

Konarsan güle kon, dikene konma
Eski düşmanların dost olur sanma
Köroğlu

Âhr yine hâk olur bu ten
Bilmem neye kibr eder edenler.
Abdullah Vassaf

Çekinme akil isen, itiraf-ı noksandan;
Emin olan delidir, aklının kemalinden.
Muallim Naci

Sana bir sözüm var amma, bilmem olur mu makbul;
Bu kadar uzun duaya ne desen, denilmez âmin.
Muallim Naci

Sende cevher var imiş bunu alem ne bilsin,
Süslü bir dairede müdür bile değilsin.
Namdar Rahmi

Kandil Tebriği

denizdenkatrelerkandil

Ey Allahım Beni Senden Ayırma

Ey Allahım beni senden ayırma
Beni senin didarından ayırma

Seni sevmek benim dinim, imanım
İlahi din ü imandan ayırma

Sararuben soldum döndüm hazana
İlahi hazanı daldan ayırma

Şeyhim baldır ben anın peteğiyem
İlahi peteği baldan ayırma

Şeyhim güldür ben anın yaprağıyem
İlahi yaprağı gülden ayırma

Ben ol dost bahçesinin bülbülüyem
İlahi bülbülü gülden ayırma

Balığın canını suda dediler
İlahi balığı sudan ayırma

Eşrefoğlu senin kemter kulundur
İlahi kulu sultandan ayırma

Eşrefoğlu Rumi

Baki

Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş!..

Açma

18- 20 adet
Malzemeler:
1 Su Bardağı Sıvı yağ
2-3  Su Bardağı kadar ılık  Süt/ su
1/2 Kahve fincanı Toz Şeker
1 Kahve kaşığı Tuz
kibrit kutusu kadar yaş maya/ 1-2 yemek kaşığı kadar kuru maya
aldığı kadar un (5-6 bardak kadar)
üzeri için : 1 Yumurta- yoğurt karışımı, çörek otu
150 gr. tereyağı/ margarin
Öncelikle ılık süt içinde maya, iki kaşık kadar toz şeker koyularak  karıştırılır. üstü örtülüp, 20 dk kadar beklenip mayanın kabarması sağlanır.
Büyükçe bir kaba un elenir.  Havuz şeklinde ortası açılıp mayalı karışım, sıvı yağ, tuz, toz şeker, ılıktan biraz  sıcak su / süt katılıp kulak memesi kıvamında hamur yoğrulur. Hamurun içindeki kap sarılır/ üstü ılık suyla ıslatılmış temiz bir bezle örtülür. Mayalanmaya bırakılır.
Hamur kabardıktan sonra bezelere ayrılır.  Her beze tabak büyüklüğünde açılır.
İçine eritilmiş tereyağ/ margarin sürülür.  rulo şekli verilip, bir kenarından tutup, ters tarafa çevrilerek burgulanır. Bildiğimiz açma şekli verilip, kenarları kapatılır.  Yağlanmış tepsiye yerleştirilir.
Üzerlerine önce eritilmiş tereyağ sürülüp, sonra yoğurtla çırpılmış yumurta sarısı sürülür. Çörek otu/ susam serpilir.
180 derece fırında üzerleri pembeleşene dek pişirilir. sıcağa yakın ılık olarak servis yapılır.
Afiyet olsun.
Not: Bu hamur Pizza Hamuru olarak da kullanılabilir.

Nasreddin Hoca Fıkraları

Secdeye kapanırsa
Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Tavanın gıcırtısını dile getirmek için hancıya: “Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor be, beşik mi mübarek!” diyecek olmuş ama, hancı  hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak;
- “Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakk’a tespih çekiyor!” demiş.
Hoca dayanamamış ve:
- “Ya bu tavan böyle tespih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak!” deyivermiş.

Çömlek Hesabı
Hoca Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atmaktadır. Oğlu muziplik olsun diye içine bir avuç daha taş ilave eder.
Bir zaman sonra arkadaşları:
-”Bugün Ramazan’ın kaçı oldu acaba? diye sorarlar. Çömlekteki 65 tane taşı sayan Hoca 45′i der.
- “Hoca ne yaptın!..  Hiç Ramazan’ın 45′i olur mu?” diye itiraz ederler.
Hoca, biraz şaşkınlıkla biraz da kızgın bir ifadeyle:
-”Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan’ın 65′i!”

Nasreddin Hoca, sofrada iken evine çatkapı üç kişi  misafirliğe gelmiş. Sofrasına dahil olmuşlar. Üçü de birbirinden obur şeylermiş. Hocanın sofrasında ne varsa “çok güzelmiş” diye diye yiyip, silip süpürmüşler. O kadar ki yemekler bittikçe kendileri doldurup ev ahalisi için geriye bir şey bırakmamışlar. Yemekler nihayet bulduğunda da tüm tencerelerin, sahanların dibini,  bu da “sünnettir” diye ekmekle iyice sıyırmışlar.
Bu sırada odaya Hoca’nın oğlu girmiş.
Hoca’yı memnun etmek için:
- Aman ne güzel çocuk…  Adı ne bunun?” diye sorduklarında Hoca:
- “Adı Farzdır,” demiş.  Şaşırıp birbirlerine bakmışlar:
- “Bu ne biçim isim Hoca Efendi? demişler.  Şimdiye kadar böyle bir isim hiç duymamıştık.”
Hoca hemen taşı gediğine koymuş:
- “Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin! “

Minare Yapımı
Hoca merhum, Akşehir’de dolaşırken yanına daha önce hiç minare görmemiş bir adam yaklaşmış.
-”Bunları nasıl yapıyorlar” diye hayretle sormuş.
Hoca ciddiyetini bozmadan cevap vermiş:
-Bunu anlamayacak ne var? Kuyuların içini dışına çevirmişler!..