Denizden Katreler

Karşıki Pencere

Genç bir çift, yeni evlerine taşınmışlar.

- Sabah kahvaltı yaparlarken, karşı komşu da çamaşırları asıyormuş
Kadın kocasına
- Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor. ‘ demiş.

Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığını her gördüğünde aynı yorumu yapmayı sürdürmüş.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın şaşkınlıkla, bak demiş kocasına:

- Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?

Kocası uzun uzun karısına baktıktan sonra cevap vermiş:
- Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizin camlarını sildim!

Nasıl Yani!

Yaşını başını almış iki eski arkadaş hanımefendi yolda karşılaşmışlar. Hal hatır sormuşlar.

Sıra çocuklarına gelmiş.
“Senin oğlan nasıl, evlendi mi?” diye sormuş biri,
“Evlendi” demiş öteki, “evlendi ama ah, sorma,
öyle bir gelin çıktı ki, felâket!..

“Sabahtan akşama çalışıyor,
evde doğru dürüst yemek pişmiyor,
yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor.

Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor.
Ne dikiş var, ne ütü.
Bir kadın bulmuş, bütün işi ona yaptırtıyor.
Evde prensesler gibi oturuyor,
oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok…”

“Vah vah” demiş arkadaşı, “peki kızın nasıl, o da evlendi mi?”…

“O da evlendi” demiş arkadaşı,
“ama o çok mutlu, öyle iyi bir damadım var ki,
kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor.
Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam,
yemekleri beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor.
İnanır mısın öyle iyi bir çocuk ki tatil günlerinde kahvaltısını kızımın yatağına götürüyor.

Bir kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor,
kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturuyor,
kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, Çooookkkk“

Bir babanın evlenmek üzere olan oğluna tavsiyesi

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.

“Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş… Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.

Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?”

Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.

“Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.

Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.

Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. ”

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

“Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.

Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

“Asıl ders bu değil!” dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

“Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak…

İkisinde de bir tat yok ” Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. “İçmek istersin herhalde” dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

“Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi…

Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.”

Hayatın Anlamı?

Hayatın Anlamı;

Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğuna takmış kafayı ….
Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş….
Ama aldığı cevaplarda ona yetmemiş. Fakat mutlaka bir cevabı olmalı diyormuş….
Ve dolaşıp herkese bunu sormaya karar vermiş….
Köy, kasaba,ülke dolaşmış, bu arada zaman da durmuyor tabii ki ….
Tam umudunu yitirmişken bir köyde konuştuğu insanlar ona
“Şu karşı ki dağları görüyor musun? orada yaşlı bir bilge yaşar, istersen ona git,
belki o sana aradığın cevabı verebilir. ” demişler.

Çok zorlu bir yolculuk sonunda bilgenin yaşadığı eve ulaşmış adam.
Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş ….
Bilge :
” sana bunun cevabını söylerim, ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor demiş ….
Adam kabul etmiş….

Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağ doldurmuş.
” Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel . Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin,
eğer bir damla eksilirse kaybedersin….”

Adam gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş ….
Bilge bakmış:
“Evet demiş kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı?”

Adam şaşkın….
“Ama, “demiş” ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki ….

“Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel ”
demiş bilge…

Adam tekrar bahçeye çıkmış gördüğü güzellikler büyülemiş muhteşem bir bahçedeymiş çünkü….
Geri geldiğinde bilge, adama:
“Bahçe nasıldı?” diye sormuş ….
Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış….

Bilge gülümsemiş ,
“Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış.” demiş ve eklemiş
“Hayat senin bakışınla anlam kazanır ; ya sadece bir noktayı görürsün,
hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın …. Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında
hayatı yaşarsın akıp giden zamanın anlam kazanır.

“Hayatının anlamı senin bakış açında gizlidir”…

Eflatun’a sormuşlar; İnsanoğlunun sizi şaşırtan iki davranışı nedir?

1521897_944442638932435_2408315999796196490_n

Ey Gönül!

eygönül

“Açılmış El, Kabul Olmuş Duadır.”

Açılmış el kabul olmuş duâdır

“Açılmış El, Kabul Olmuş Duadır.”

Savaş

Savaşı zenginler çıkarır, yoksullar ölür.”JEAN PAUL SARTRE.

Acı ama gerçek!

“Gün gelir yazları gölgesinde barındığın ağacı, kış gelir odun diye kesersin.”

Oruç

“Orucu uykuya tutturan, sevabını da rüyasında görür.”