Denizden Katreler

Şirk-i Hafi/ Gizli Şirk (Hikaye)

Büyük Mutasavvıf, İmam Şibli Hazretleri zamanında, Çok zengin bir fırıncı varmış. Bu fırıncı devamlı İmam Şibli Hazretlerinin muhabbetinden dem vurur, Ona olan hayranlığından bahseder, Onu ne kadar çok sevdiğini anlatır dururmuş… Fakat, parayı çok seven fırıncı bir kez olsun İmam Şibli Hazretlerini ziyaret etmeyi düşünmezmiş. Çünkü, kimseye güvenmiyor, yerine bırakacak adam olmadığını söyleyerek, zamanı ve fırsatı olmadığını mazeret gösterip duruyormuş.

İmam Şibli Hazretlerine yakın olan kişiler, fırıncının bu muhabbetinden aşkından bahsetmişler. Sizi görmeyi çok istiyor,ama yoğun işlerinden dolayı bir türlü fırsat bulamıyor,bu sebepten ziyaretinize gelemiyor demişler.

İmam Şibli Hazretleri;
─Madem o gelemiyor, biz onun yanına gidelim, diyerek fırıncının çalıştırdığı fırına gitmiş. “Allah rızası için yarım ekmek !” diyerek, fırıncıdan yarım ekmek istemiş. Fırıncı Öfkeli bir şekilde bağırmış:
─Utanmaz adam, sapasağlam adamsın. Dileneceğine git çalış. Her isteyene yarım ekmek versek, bu fırın iflas eder diyerek, dilenci kılığında gelen İmam Şibli’yi fırından kovmuş.
İmam Şibli sessiz, sedasız fırından ayrılmış. Olaya şahit olanlar, fırıncıya demişler ki:
─Sen ne yaptın, biliyor musun? Fırıncı söylenerek:
─Ne yapacağım, bu dilenciyi kovdum. Yanındakiler:
─Bu kovduğun kişi, yıllardır özlemiyle yanıp tutuştuğun İmam Şibli Hazretleridir. Git ve özür dile.
Fırıncı bu sefer baltayı taşa vurduğunu anlayınca, olanca hızıyla fırından çıkıp, İmam Şibli hazretlerinin peşine takılmış.İyice yaklaştıktan sonra:
─Aman efendi hazretleri, ben ettim siz etmeyin, affedin, zatı alinizi tanıyamadım. Eğer tanısaydım, hiç böyle davranır mıydım? Nolur, affedin, ne isterseniz yaparım diyerek, yalvarmaya başlamış.
İmam Şibli hazretleri gayet sakin,
─Seni bir şartla affederim, benim hatırım için Bağdat meydanında yüz altınlık bir ziyafet verirsen, affederim demiş. Fırıncı:
─Aman efendim, yüz altının sözü mü olur, zatı alinizin hatırı için bin altınlık bir ziyafet vereyim. Yeter ki siz beni affedin, demiş.
Beklenen gün gelmiş. Gerçekten fırıncı bin altınlık mükemmel bir ziyafet vermiş. İnsanlar yiyip içtikten sonra ağzı laf yapan birisi kemali edeple İmam Şibli Hazretlerine dönerek:
─Muhterem Efendim, İnsanlar cennetle müjdeleyecek, cehennemle korkutacak, bir sohbet irad etmenizi sizden bekliyorlar, demiş.
Bunun üzerine İmam Şibli Hazretleri ayağa kalkarak şunları söylemiş:
─Cennetlikleri bilmiyorum ama cehennemlik birisi varsa bu fırıncıdır !
Herkes pür dikkat dinlerken İmam Şibli devam etmiş:
─Allah rızası için yarım ekmek istedim, vermedi. Ama benim hatırım için bin altınlık bir ziyafet verdi. Eyyy aklı selim Müslümanlar! Bu nasıl müslümanlıktır?

Riyanın arka planında kişinin Allah’ın o ameli bilmesini yetersiz bulması, onun rızasını anlayamaması yatar. Bu yüzden İslam alimleri riyaya GİZLİ ŞİRK anlamına gelen ŞİRKİ HAFİ ismini verirler.

-alıntı-

Kandil Geceleri

Ülkemizde kandil geceleri diye bilinen geceler takvim sıralamasına göre; Rebiulevvel ayının 12. gecesi Mevlid, Recep ayının ilk cuma gecesi Regâip, yine Recep ayının 27. gecesi Mirac, Şaban ayının 15. gecesi Berat ve Ramazan ayının 27. gecesi olan Kadir gecesidir.

Bu geceler Osmanlılar döneminde II. Selim (1566-1574) zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “Kandil” olarak anılmaya başlamıştır.[1]

Bu çalışmada kandillerin tarihi ile ilgili bilgi verilip dinimizin bunlara bakışı ortaya konulmaya çalışılacaktır.

1. Kadir Gecesi

Kadir gecesi ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de müstakil bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede Allah Teala, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdiğini ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bakara suresinin 185. ayetinde de Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiği beyan edildiği için Kadir gecesinin Ramazan ayında bulunduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat bunun Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında Hz. Peygamber’in mü’minlere tavsiyesi, Kadir gecesini Ramazanın son on gününde ve özellikle de tek gecelerinde aramaları şeklinde olmuştur.[2] Buna göre Kadir gecesi Ramazanın yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş, yirmi yedi veya yirmi dokuzuncu gecelerinden herhangi biri olabilir. Yani Kadir gecesi, zamanımızda Müslümanlarca ihya edilmeye çalışıldığı gibi herkesçe bilinen sabit bir gece olmayıp, aksine gizlenmiştir. Konuyla ilgili sahih rivayetlerden anlaşıldığına göre Resûlullâh dahi Kadir gecesinin Ramazanın kaçıncı gecesi olduğunu bilmiyordu![3]

Kadir gecesinin değerlendirilmesi/ihyası ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den bir dua haricinde herhangi ibadet tavsiye edilmemiştir. Fakat Aişe radıyallâhu anhâ’nın bildirdiğine göre Resûlullâh, Ramazan ayında diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, geceleri ihya eder, ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı.[4]

Bir gün Hz. Âişe, Resûlullâh’a: “Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim? ” diye sormuş, O da:  “Şu duayı oku” buyurmuştur:

اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

“Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.”[5]

2. Berat Gecesi / Kandili

Berat “kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelen Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Şaban ayının on beşinci gecesinde Müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yükünden kurtulacağı ümit edilerek bu geceye Berat gecesi denilmiştir.[6]

Berat gecesinin fazileti ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den nakledildiği bildirilen birkaç rivayet bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinde Allah’ın bu gecede dünya semasına tecelli edeceği, Kelb kabilesinin koyunlarının kılları adedince (çokluk belirtmek için kullanılmış bir ifade) insanı bağışlayacağı ve kendisine edilen tüm duaları kabul edeceği anlatılmaktadır.[7] Fakat bu rivayete kitabında yer veren İmam Tirmizî (ö. 279/892) ve onun hocası İmam Buhârî (ö. 256/870) başta olmak üzere birçok âlim, bu hadislerin rivayet zincirlerinde problem bulunduğunu, dolayısıyla hadislerin zayıf olduğunu ve bunlarla amel edilemeyeceğini belirtmişlerdir.[8]

Berat gecesinin faziletine dair Sünen-i İbn Mâce’de geçen iki rivayet daha bulunmaktadır.[9] Hadis âlimleri o rivayetlerin de “zayıf” olduğunu belirtmişlerdir.[10]

Müfessirlerden Ebû Bekir İbnu’l-Arabî (ö. 543/1148) bu gecenin fazileti hakkında bir tek sağlam hadisin bile gelmediğini, dolayısı ile bu konu ile ilgili olarak hadis diye dolaşan sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.[11]

Gerçekten de Hz. Peygamber’in ve sahabe-i kiramın mescitlerde bu geceyi ihya etmek için toplandıkları, özel dualar ettikleri, bugün özellikle ülkemizde olduğu gibi bu geceye has namaz kıldıkları şeklinde tek bir rivayet dahi gelmemiştir.

Bazıları Duhân sûresinde geçen: “O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/4-5)ayetlerine bakarak o gecenin Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi olduğunu söylemişlerdir. Buna dayanarak da Allah’ın o gecede kulların rızıklarını taksim, ecellerini tayin ve bir sonraki Şaban ayının on beşine kadar olacak tüm olayları takdir ettiğini, dolayısıyla bu gece yapılacak olan dua ve ibadetlerin mutlaka kabul edileceğini iddia etmişlerdir. Böylece Hz. Peygamber ve ashabının yapmadığı, bu geceye has bir takım ibadetler ortaya çıkmıştır. Hâlbuki Allah Teâlâ o sûrede şöyle buyurmaktadır:

“Hâ Mîm. Andolsun o apaçık kitaba ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/1–5)

Görüldüğü gibi Allah, işlerin taksim edildiği gecenin Kur’an’ın indirildiği gece olduğunu bildirmektedir. Kur’an’ın da Şaban ayının on beşinde değil; Ramazan ayında ve Kadir gecesinde nazil olduğu şu ayetlerde açıkça ifade edilmiştir:

“Ramazan ayı ki o ayda insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an indirilmiştir.” (Bakara, 2/185)

“ Muhakkak ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir, 97/1)

Âlimlerin büyük çoğunluğu da Duhân suresinde geçen “mübarek gece”nin kadir gecesi olduğunu söylemişlerdir. Ebû Bekir İbnu’l-Arabî bu konuda şöyle demiştir:

“Bu ayette geçen mübarek gecenin Kadir gecesi değil de başka bir gece olduğunu iddia edenler, Allah’a büyük bir iftirada bulunmuş olurlar!”[12]

Bir de Berat gecesi ile alakalı olarak halk arasında “Berat gecesi namaz”ıveya“Salâtu’l-Hayr” olarak bilinen bir namazdan söz edilir. 100 rekât olan bu namazın her rekâtında Fatiha ve on defa İhlâs suresinin okunması gerektiği söylenmektedir.[13] “Kaynakların be­lirttiğine göre Berat gecesine ait özel bir namaz yoktur. Gazzâlî, bu gece her rekâtında Fatiha’dan sonra on bir İhlâs okunmak suretiyle kılınacak yüz rekât veya her rekâtında Fatiha’dan sonra yüzİhlâs okunan on rekât namazın çok se­vap olduğuna dair bir rivayet nakletti­ği halde (İhyâ, 1/203), İhyâ-u Ulûmi’d-dîn‘deki hadisleri tenkide tâbi tutan Zeynüddin el-Irâkî ile Nevevî bunun aslının olmadığını söyle­mişlerdir. Bu namazın bir bid’at oldu­ğunu kaydeden Nevevî, bu konuda Kûtü’l-Kulûb ve İhyâ-u Ulûmi’d-dîn‘de geçen rivayete aldanılmaması gerektiği­ni söylemekte (el-Mecmû’, 4/56), Ali el-Kârî de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berat gecesi namazının h. 400 (m. 1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını kaydetmektedir. Bu namazın ilk defa h. 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da kılındığına ve zamanla yaygınlık ka­zanarak sünnet gibi telakki edildiğine dair bir rivayet de nakledilmektedir.”[14]

3. Regâip ve Mirac Kandilleri

İkisi de Recep ayında kutlanan Regâip ve Mirac kandilleri ve bu gecelerin kutlanması gerektiğine dair öne sürülen şeylerin de herhangi bir delili bulunmamaktadır. Özellikle tasavvufi eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regâip gecesinde ana rahmine düştüğü (!), Recep ayının ilk Perşembe günü oruç tutup gecesinde Regâip namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin “asılsız” olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir.[15]

Bir de halk arasında “üç aylar” olarak bilinen Recep, Şa’ban ve Ramazan ayları hakkında rivayet edilen: “Recep Allah’ın ayıdır, Şa’ban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” sözü hakkında âlimlerin çoğu “bu uydurmadır” demiştir. Ayrıca yine Recep ayının fazileti hakkında: “Kim o ayda şu kadar namaz kılarsa ona şu kadar sevap verilir, kim o ayda istiğfar ederse ona şu kadar ecir verilir.” şeklinde hadis diye rivayet edilen sözlerin hepsi mübalağadır, hepsi âlimler tarafından tekzip edilmiştir.[16] Özellikle Regâip gecesi ile ilgili olarak halk arasında meşhur olan Regâip namazıyla ilgili rivayeti, 1023 (h. 414) yılında vefat eden Ali b. Abdullah b. Cehdâm isimli Mekkeli sûfî bir zatın ihdas ettiği / ortaya çıkardığı kaynaklarda belirtilmektedir.[17] Yine kaynaklarda Regâip gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamaların hicri 5. yüzyılda (miladi 11. yy) ortaya çıktığına ve bu gecenin ilk defa hicri 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te, 480 (m. 1087) yılında da Bağdat’ta “kandil” olarak kutlanmaya başladığına dikkat çekilmektedir.[18]

“İslam âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regâip kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resul-i Ekrem tarafından genel olarak bidatlerin yasaklanmasının yanı sıra Cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını[19], bu sebeple Regâip günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmişlerdir.”[20]

Yalnız Recep ve Şa’bân ayları hakkında bir kaç söz söylenmesi gerekmektedir: Recep ayı “dört haram ay”dan bir tanesidir. Diğerleri Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Bu aylarda savaşmak haram kılınmıştır. Dolayısıyla bu ayların diğer aylara göre bir fazileti bulunmaktadır. Âlimler bu aylarda oruç tutmanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Fakat Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram’dan “özellikle” bu ayda oruç tutmanın faziletine dair herhangi bir sahih rivayet nakledilmemiştir.

Şa’bân ayına gelince: Sahih rivayetlere göre Hz. Peygamber’in Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Şa’bân ayıdır.[21] Sahabeden Üsâme b. Zeyd (ö. 54/674) şöyle bir hadis rivayet etmiştir:

“Resûlullâh, Şa’bân ayında tuttuğu oruç kadar hiçbir ayda oruç tutmamıştır. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Senin, Şa’bân ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tuttuğunu görmedim” dedim. O da şöyle buyurdu:

“Şaban, Recep ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, âlemlerin Rabbi olan Allaha yükseldiği aydır. Ben de amelimin Allah Teala’ya oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”[22]

O halde bu ayda oruç tutmanın Hz. Peygamber’in güzel bir sünneti olduğu rahatlıkla söylenebilir.

4. Mevlid Kandili

“Doğum yeri” ve “doğum zamanı” anlamına gelen Mevlid, Hz. Peygamber’in doğum günü kutlamalarına denildiği gibi aynı zamanda bu kutlamalarda okunmak üzere kaleme alınan eserlerin ortak adıdır. Hz. Peygamber, Ashâb-ı Kirâm, Emevî ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan Mevlid kandili, ilk kez hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır’da, Şii Fâtimî Devleti döneminde kutlanmıştır.[23]

Eyyûbîler döneminde birçok tören ve bayram kaldırılmış; fakat Mevlid kutlamaları başta olmak üzere bunlar Erbil Atabegi Begteginli Muzafferuddin Kökböri (ö. 629/1232)tarafından büyük törenlerle yeniden kutlanmaya başlamıştır.[24] Fâtımîler dönemindeki kutlamalar daha çok devlet erkânı arasında olup resmi nitelikli iken Kökböri dönemindeki kutlamalara halkın da katılımı sağlanmış, büyük ziyafetler ve şölenler tertiplenerek adeta bir bayram havası estirilmiştir. Muzafferuddin Kökböri’nin bu kutlamaları yeniden başlatmasının ardında ise Musullu sûfi Ömer b. Muhammed el-Mellâ’ın bulunduğu belirtilmektedir.[25]

Hz. Peygamber’in doğum günü olan bu günün/gecenin birtakım ibadetlerle kutlanmasına yönelik herhangi bir delil mevcut değildir.

Ebû Şâme el-Makdisî, Şehâbeddin el-Kastallânî, İbn Hacer el-Askalânî ve Celâleddin es-Suyûti gibi bazı âlimler Hz. Peygamber’in dünyaya gelmesi sebebi ile sevinmenin, bu gün münasebetiyle muhtaçlara yardım etmenin, şiirler (mevlid gibi) okumanın güzel birer amel olduğunu söyleyerek, bu gibi Mevlid kutlamalarının “bid’at-ı hasene” (güzel bid’ât) sayılması gerektiğini söylemişlerdir. Mâlikî fakihi İbnu’l-Hâc el-Abderî, Ömer b. Ali el-Lahmî el-Fâkihânî, İbn Teymiyye, Muhammed Abduh, Abdulaziz İbn Bâz ve Hammûd b. Abdillah et-Tuveycîrî gibi âlimler ise Mevlid kandili kutlamalarına “bid’at-i seyyie” (kötü bid’ât) gözüyle bakmış ve buna şiddetle karşı çıkmışlardır.[26]

Değerlendirme

Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hatta bir benzeri olmayan ve İslam’dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan ve ibadet kabul edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlara bidat denilir.

Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında Resûlullâh şöyle buyurmuştur:

“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”[27]

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”[28]

“Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.”[29]

İmam Malik’in konuyla ilgili şu sözünü hatırlamakta da büyük fayda vardır:

“Kim, bu ümmet içerisinde (din adına) geçmişte olmayan bir şey ihdas ederse (ortaya çıkarırsa) bu kişi, Hz. Peygamber’in Allah tarafından kendisine verilen risalet (elçilik) görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala “…Bugün dininizi olgunlaştırdım; size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı uygun gördüm…”(Mâide, 5/3) buyurmuştur. Bu yüzden, o gün din olmayan (dine dâhil olmayan) şey bugün de din olamaz!”[30]

Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

Kur’an’da da sünnette de bugün geniş halk kitleleri tarafından kutlandığı şekliyle kandil gecelerine işaret yoktur.Mübarek kabul edilen bu geceler, Hz. Peygamber ve ashabından çok sonra (en erken 350 yıl sonra!) Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlamış, daha sonra İslam dünyasının çeşitli bölgelerine yayılmıştır.

Bu kutlamalar İslam’ın bir emri veya bir tavsiyesi değildir.Müslüman toplumlar tarafından ortaya çıkarılmış ve bir “gelenek” haline gelmiştir. Osmanlı padişahlarından II. Selim döneminden itibaren ‘kandil’ adını alan bu geceler Müslümanlar tarafından mirâciye, regâibiye, mevlüt gibi çeşitli etkinliklerle ihya edilmiştir. Kandil gecelerini kutlayan her toplum kendi kültüründen bir şeyler eklemiş ve böylece bu geceler gelenekselleşmiştir. Neyin ibadet neyin gelenek olduğunun Müslümanlarca bilinmesi de elbette ki zaruridir.

YAYIMLANDIĞI YER: Kitap ve Hikmet Dergisi, Nisan-Haziran 2015, Sayı: 9, s: 18-22.


[1] Nebi Bozkurt, “Kandil”, Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, 2001, c: 24, s: 300.

[2] Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 2, 3, İtikâf 1, 9, 13; Müslim, Sıyâm 213, (1167).

[3] Bir önceki dipnotta belirtilen hadislerde Resûlullâh Kadir gecesinin kendisine unutturulduğunu söylemiştir.

[4]Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 5, Müslim, Îtikâf 8, (1175); Ebu Dâvûd, Salât, 318; Tirmizî, Savm, 73; Nesâî, Kıyâmu’ l-Leyl, 17.

[5] Tirmizî, Daavât, 84.

[6] Halit Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, İstanbul, 1992, c: 5, s: 475.

[7] Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet, 191

[8] Bkz: Tirmizî’nin Savm, 39’da bu hadisten sonra yer alan açıklaması ile Muhammed Fuad Abdulbaki’nin İbn Mâce, İkâmet 191’de yer alan açıklamaları.

[9] Bkz: İbn Mâce, İkâmet, 191.

[10] Bkz: Muhammed Fuad Abdulbaki’nin İbn Mâce, İkâmet 191’de yer alan açıklamaları.

[11] Bkz: Ebu Bekir İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’ân, 2. Bs., y.y., 1968, c: 4, s: 1678 (Duhân Sûresi, 2. ayetin tefsiri)

[12] İbnu’l-Arabî, a.g.e., c: 4, s: 1678.

[13] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, İstanbul, 1986, s: 188.

[14] İhyâ, el-Mecmû ve el-Esrâru’l-Merfûa gibi kaynaklardan naklen: Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, c: 5, s: 475.

[15] Hamdi Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, İstanbul, 2007, c: 34,  s: 535.

[17] İsmail b. Ömer İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Beyrut, trs., c: 12, s: 16; Bozkurt, “Kandil”, DİA, c. 24, s: 301; Hamdi Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, İstanbul, 2007, c: 34,  s: 535.

[18] Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, c: 34,  s: 535.

[19] Müslim, Sıyâm, 146 (1143).

[20] Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, c: 34,  s: 535.

[21] Buhârî, Savm, 52; Müslim, Sıyâm, 176; Tirmizî, Savm 36; İbn Mâce, Sıyâm, 30.

[22] Nesâî, Sıyâm, 70.

[23] Ahmet Özel, “Mevlid”, DİA, c. 29, s. 475.

[24] Özel, a.g.e., aynı yer.

[25] A.g.e. s. 475-476. Ahmet Özel’in, tarihi kaynaklara dayandırarak naklettiği bilgilere göre Kökböri döneminde Mevlid kutlamaları için her yıl yaklaşık 300.000 dinar para harcanmakta idi. Bir dinar paranın 4,25 gr altına denk geldiği hesap edilirse Mevlid kutlamaları için sadece bir yılda 1 ton 275 kg altın gibi oldukça yüksek miktarlarda harcama yapıldığı anlaşılmaktadır.

[26] Özel, a.g.e., s. 477-478; Özel, “Mevlid: Tarihi ve Dini Hükmü”, Dîvân İlmî Araştırmalar Dergisi, Bilim ve Sanat Vakfı, İstanbul, 2002/1, sayı: 12, s: 243-246.

[27] Müslim, Cuma, 43.

[28] Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7.

[29] Müslim, Cuma, 43; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6.

[30] Ebû Muhammed İbn Hazm, el-İhkâm, fî Usûli’l-Ahkâm, Dâru’l-Hadîs, Kahire, 1984, c: 6, s: 225.

Yazar : Dr. Yahya Şenol

Kuş, Derviş, Hz. Süleyman Hikayesi

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz.Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve ona sorar;
“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini şöyle savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun”
Kuş’un kendini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. “Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Ancak bu emre Kuş itiraz eder: “Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş nedenini şöyle açıklar: “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.“

LOKMA TATLISI

Lokma Tatlısı Tarifi İçin Malzemeler :

Hamuru için:

  • 6 su bardağı un,
  • 4 su bardağı su,
  • 1 yemek kaşığı kuru maya,
  • 1 tatlı kaşığı şeker,
  • 1 silme çay kaşığı tuz (olmazsa olmaz, ihmal etmeyelim),

Şerbeti için :

  • 3 su bardağı şeker,
  • 2.5 su bardağı su,
  • 1 dilim limon.

Yapılışı:

Öncelikle lokmanın şurubunu hazırlayalım. Bunun için şekeri, suyu ve limonu bir tencereye koyup kaynamaya bırakalım.
Şerbetin içerisinde iri gözler çıkana dek kaynatmaya devam edelim.
Şurubumuz biraz koyu kıvamda olacak. Şurubumuzu soğumaya bırakalım.

Bütün hamur malzemelerini bir kaba koyalım ve mikserle iyice çırpalım.
Lokma hamurunun kıvamı, koyu kek kıvamı gibi olmalı. Eğer daha cıvık olursa biraz daha un ekleyebilirsiniz.
Hamurun üstünü kapatalım ve 1 saat civarı mayalandıralım.

Lokma hamurumuz mayalandıktan sonra, tencereye yağı koyup kızdıralım.
Hamurdan, elimizi yumruk yapar gibi yapıp alalım.
Avucumuzdaki hamuru hafifçe sıktıralım.
Ayrı bir kaptaki sıvı yağa batırılmış tatlı kaşığıyla, yumruğumuzun üzerinde kalan hamuru alalım ve kızgın yağa atalım.
Bu işlemi yaparken gayet seri olmalıyız. Hzılı hızlı, avucumuzla hamurdan alıp, avucumuzu sıkalım ve yumruğumuzun üzerinde kalan hamuru yağlı tatlı kaşığıyla alıp, kızgın yağa atalım.
Yağda kızaran lokmaları sık sık karıştırarak kızartalım.
Kızaran lokmaları yağdan alır almaz soğuk şurubun içine atalım ve 2 dakika şurubun içerisinde bekletelim.

Lokma tatlısını yerken şerbeti az gelirse eğer, tekrar şuruba batırarak yemelisiniz.

http://www.yemektarifleri-sitesi.com

Tavada Fos Ekmek

  • 1 şişe maden suyu,
  • 1 su bardağı su,
  • 1 yemek kaşığı pekmez,
  • 1 yemek kaşığı zeytinyağı,
  • 1 tatlı kaşığı tuz,
  • 1,5 tatlı kaşığı kuru maya, (instant maya veya yaş maya da olabilir)
  • yaklaşık 5 su bardağı un. ( un çeşitlerine göre miktar değişebilir)

Tavada Mini Ekmek Yapılışı

Sıvı olan malzemelerin tümü, yoğurma kabının içerisine alınarak karıştırılır.

Maya ve 4 bardak un ilave edilerek, hamur yoğurulmaya başlanır.

Kalan un da kontrollü olarak eklenip, yumuşak, ele yapışan kıvamda bir hamur yoğurulur.

Yoğurulan hamur 1,5 saat kadar ılık bir ortamda dinlendirilir ve tekrar yoğurulur.

Tekrar mayalanmaya bırakılır ve hamur kabardıktan sonra, yumurta boyutlarında parçalar kopartılır.

Hazırlanan bezeler, zemin ve hamurun üzeri unlanarak çay tabağı büyüklüğünde açılır.

Açılan hamurlar, üzeri pamuklu bez ile örtülerek 20 dakika kadar daha dinlendirilir.

Kızmış olan tavanın içerisinde orta ateşte pişmeye bırakılır.

Tavanın boyutuna göre aynı anda bir kaç ekmek pişirilebilir.

http://kakulelimutfak.com/tavada-mini-ekmek.html

Çıtır Börek

Malzemeler

  • 3 adet yufka,
  • 1 yumurta sarısı,
  • 1 su bardağı su,
  • Yarım paket margarin,
  • Çörek otu.
İç malzemesi;
  • 500 gr. lor peyniri,
  • Maydanoz,
  • Kara biber,
  • Kırmızı biber.

Yapılışı:

İç harcı için maydanozlar ince olacak şekilde doğranır.

Peynir ve baharatlarla birlikte bir kasenin içerisinde karıştırılır.

Margarin bir kabın içerisinde eritilir ve üzerine su ilave edilerek karıştırılır.

Yufkalar düz bir zemin üzerinde, aralarına yağlı su karışımından sürülerek üst üste konulur.

Yufkalar önce 2’ye sonra 4’e daha sonra toplamda 16 adet eşit üçgen olacak şekilde bölünür.

Üçgenlerin geniş kısımlarına hazırlanan iç harcından konulur ve rulo şeklinde sarılır.

Sarılan börekler fırın tepsisine yerleştirilerek üzerilerine yumurta sarısı sürülür.

Son olarak, üzerilerine çörek otu serpiştirilip, tepside 15-20 dakika kadar bekletilir.

Önceden ısıtılmış 250° fırında kızarıncaya kadar pişirilir.

Vecizeler:

“Ey can, Kimseyi kırma..! Sözden ağırı yoktur… Beden çok yükü kaldırır ama gönül her sözü kaldıramaz!..”

“Altını çizdiğiniz cümleler,
Genellikle;
Üstünü çizdiğiniz insanları hatırlatır..”

“Sanma ki taleb-i devlet ü câh etmeye geldik?
Biz âleme bir yâr için âh etmeye geldik… ”

Cah: (Cahe) f. Makam, mansıb. Kadr, itibar.

Her şeyi senin için vâr ettim diyen Rabb’ine;
Her şeyi senin için terk ettim diyebilmektir aşk!


“İnsanın yaşı, ruhunun gençliğine veya ihtiyarlığına bağlıdır. “
Thomas Mann



“Bahaneler hırsızdır, hayallerini çalar.”


“Gitmek isteyenlere kapıyı siz açın, bu nezaketinizi yüzlerine kapatılan her kapıda hatırlayacaklardır!”
C. Murad Gürvil


“Sen müziğe dokunamazsın ama o sana dokunabilir.”


” Dalından düşen yaprak rüzgarın oyuncağı olmaya mahkumdur..”


Lâleye pîr-i sabâdan bu nefes şimdi değil.
Ezelidir bu hevâ vü heves şimdi değil.
Remzi Efendi

“Arapça ve Farsça’yı dilimizden atarsak ‘hiçbir şey’ diyemeyiz. Çünkü ‘hiç’ Farsça, ‘şey’ de Arapça’dır.”
İsmet Özel

“Üç şeyi kötü günlerinde dene; Dostunu, Eşini, Sabrını”

” Gitmişken aklımdan da gitseydin keşke “

“Şikâyetçi, kötü huyludur. İyi huylu şikâyet etmez, tahammül eder.”

“Herkes farklı pencereden bakıp, aynı dünyayı görmek istiyor.”

Yüksekten düşenin parçası bulunurmuş da;
Gönülden düşenin parçası bulunmazmış.

Derler ki;
Aşkın sırları kime görünürse, artık onun varlığı kalmaz. O sevgili de yok olur…

İyi kitap okumayan insanın hiç okumayan insana göre bir avantajı yoktur.
Mark Twain

”Akıttığın göz yaşlarını silmek yerine, akmasına neden olanları sil hayatından.”
G.Garcia

Ne çok ağladım ben, Bir damla yaş dökmeden…!
Özdemir Asaf

Dert etme, Dua et.

Hayat, Bir balıkçının mırıldandığı gibiydi …
RASTGELE…!

Dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silah eğitimdir.
Nelson Mandela

“Noktayı cümlenin sonuna değil tereddüt ettiğin yerde koyacaksın.”

“İnsanlar onlar için ne yaptığınızı anlamazlar…
Siz yapmayı bırakana kadar..”

”İncitmemek” dilin; ”İncinmemek” kalbin susmasıdır.

Kolumuzu Isırarak Saatler Yapardık Küçükken,
Sanki Zamanın Canımızı Acıtacağını Anlarmış Gibi..

Belki de Hayat Misket Oynayan Çocuğun Dediği Gibiydi ;
- Gerçeğine mi Oynuyoruz , Şakasına mı …

“Neyse ki çayın demi var,
Hayatın gamına inat…”

“Modası Geçmeyen Tek Şey Kefendir.. Halen Cebi Yok.. !”

“Görmezden gele gele kör olduk.”

Yüzde ısrar etme, doksan da olur.
İnsan dediğinde, noksan da olur.
Sakın büyüklenme, elde neler var.
Bir ben varım deme, yoksan da olur.

“Akıl fukara olunca Dil ukala olurmuş.”

“Tedbir, tedaviden daha önemlidir.”

Para ve insan arasındaki karşılıklı ilişki şöyledir:
İnsan paranın sahtesini yapar, para da insanın.

Benjamin Franklin

“Hayatta parayla alınamayacak en değerli şey; senin derdini kendi derdi gibi gören ” dost ” tur”

“Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.”

“Menfaati bitenin, muhabbeti de biter.”

Sevmeden evlenmek, inanmadan ibadet etmek gibi alçakça bir iştir.
Anton Çehov

” Gamzelendi gönül yine, devası ah’ dır.
Gönlü mahzun olanın dostu Allah’ tır…”

“Yalnızca kültürlü insanlar öğrenmeyi sever, cahiller ders vermeyi tercih eder.”
E. Le Berquier

“Cesareti olmayanın hep bir bahanesi vardır.”

Hayat üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın…
Neyzen Tevfik

” güven vermedikten sonra,dünyaları versen ne olur…”

İtimadı lütuf sanıp borca sarılma.
Bir gün gelip istenecektir, sonra darılma..

”Canımızı yakanların hepsi canımızdı.”

“Bir soruya alınabilecek en kötü cevap ‘belki’dir.”
Harvey Mackay

Nasipse gelir Hint’ten Yemen’den, Nasip değilse ne gelir elden.

Temiz bir vicdan kadar yumuşak hiçbir yastık yoktur.

İlim servetten üstündür. Çünkü serveti sen korursun; oysa ilim seni korur.

Gönül almayı bilmeyene, yürek emanet edilmez…”

“Deveni sağlam kazığa bağla, sonra TEVEKKÜL et.” H.Şerif

Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste..

“Kibirliyle dost olma: hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.”

Şeyh Edebali


Charlie Chaplin’e göre insanın en iyi arkadaşı; aynalardır. Çünkü siz ağladığınızda o asla gülmez.


Zaman sessiz bir testeredir.
Immanuel Kant

“Hakikata ulaştırmayan HOŞGÖRÜ, BOŞGÖRÜdür.”

” Herkes hata işleyebilir, yalnız ahmaklar hatalarında ısrar eder.” Cicero

Minareden düşenin parçası bulunur da
Gönülden düşenin parçası bulunmaz

Seni affedecek kadar olgunum ama tekrar güvenecek kadar aptal değilim.
W.Golding

Dost‬ acı söyleyen değildir. Acıyı tatlı söyleyebilendir.”

“Karıncaların sesini duyan, elbette gönüllerin feryadını da duyar.”

“Dostlarını tanımak mı istiyorsun?.. Hata yap.”

Her şeye canını sıkma ey gönül,
Ne bu dertler kalıcı,
Ne de bu ömür.

Sular hep aktı geçti, kurudu vakti geçti,
Nice han nice sultan, tahtı bıraktı geçti,
Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti.

Yunus Emre

“Akıttığın göz yaşlarını silmek yerine, akmasına neden olanları sil hayatından.” G.Garcia

“Kadınlar kendilerine neler verildiğine değil onlar için nelerden vazgeçildiğine bakar.”
Oscar Wilde

Kula bela gelmez,
Hakk yazmayınca.
Hakk bela yazmaz,
Kul azmayınca.

“Göründükleri gibi olmalıdır insanlar. Eğer değillerse, hiç görünmesinler daha iyi.”
Shakespeare

Gittin mi büyük gideceksin!
Ayrılık‬ bile gurur‬ duyacak seninle…

Can Yücel

Onurlu bir adam, susuzluğunu giderdiği kuyuya taş atmaz.
Amin Maalouf


Yarını iyileştirmenin tek yolu bugün neyi yanlış yaptığını bilmektir.
Robin Sharma


” O beni herhalde sevmiş!
Oysa ben onu her halde sevmiştim.”
Cemal Süreya


Hırs‬ gelir göz kararır, hırs gider yüz kızarır.”


“Ölümsüz aşk‬ istiyorsan , ölümsüze aşık‬ olacaksın.”


En delikanlı mevsimdir kış‬. Yüzüne yüzüne vurur yalnızlığını.
Orhan Veli


“Bütün güçlü erkeklerin bu güçlerini annelerinden aldıklarını herkes bilir… “
Jules Michelet


Âşık der inci tenden, İncinme incitenden..
Kemâlde noksan imiş, İncinen incitenden..
Alvarlı Efe Hz.



“Herkesin üç kişiliği vardır;
ortaya çıkardığı, sahip olduğu, sahip olduğunu sandığı.”


Unutma‬, sana ışık tutanlara sırtını dönersen; göreceğin tek şey kendi karanlığındır.

Descartes

Hayat‬ üç buçukla dört arasındadır; ya üç buçuk atarsın ya da dört dörtlük yaşarsın.
Neyzen Tevfik


“Kimi gittikçe kalır, kimi kaldıkça gider.”
ÖzdemirAsaf‬

Asalet‬; Boyda Değil, Soyda
İncelik‬; Belde Değil, Dilde
Doğruluk‬; Sözde Değil, Özde
Güzellik‬; Yüzde Değil, Yürekte Olur !

“Elimi sıkan herkesle DOST olmadığım gibi, Canımı sıkan herkese de DÜŞMAN olmam.”

“Beklemek güzeldir, ama doğru durakta…” Can Yücel

Öyle bir sihirbazdın ki; beni bile kaybettin.
Cemal Süreya

“İnsan zeka karşısında eğilir; Ama şefkat karşısında diz çöker.. “
Voltaire

“Her zaman doğruyu söyle; ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.”
Mark Twain

“Dostlarım, çay olsun, demli olmasa da olur.
Siz olun, çay olmasa da olur.”
Nazım Hikmet



Karşıki Pencere

Genç bir çift, yeni evlerine taşınmışlar.

- Sabah kahvaltı yaparlarken, karşı komşu da çamaşırları asıyormuş
Kadın kocasına
- Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor. ‘ demiş.

Kocası ona bakmış, hiçbir şey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.

Kadın, komşusunun çamaşır astığını her gördüğünde aynı yorumu yapmayı sürdürmüş.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın şaşkınlıkla, bak demiş kocasına:

- Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?

Kocası uzun uzun karısına baktıktan sonra cevap vermiş:
- Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizin camlarını sildim!

Nasıl Yani!

Yaşını başını almış iki eski arkadaş hanımefendi yolda karşılaşmışlar. Hal hatır sormuşlar.

Sıra çocuklarına gelmiş.
“Senin oğlan nasıl, evlendi mi?” diye sormuş biri,
“Evlendi” demiş öteki, “evlendi ama ah, sorma,
öyle bir gelin çıktı ki, felâket!..

“Sabahtan akşama çalışıyor,
evde doğru dürüst yemek pişmiyor,
yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor.

Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor.
Ne dikiş var, ne ütü.
Bir kadın bulmuş, bütün işi ona yaptırtıyor.
Evde prensesler gibi oturuyor,
oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok…”

“Vah vah” demiş arkadaşı, “peki kızın nasıl, o da evlendi mi?”…

“O da evlendi” demiş arkadaşı,
“ama o çok mutlu, öyle iyi bir damadım var ki,
kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor.
Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam,
yemekleri beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor.
İnanır mısın öyle iyi bir çocuk ki tatil günlerinde kahvaltısını kızımın yatağına götürüyor.

Bir kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor,
kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturuyor,
kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, Çooookkkk“

Bir babanın evlenmek üzere olan oğluna tavsiyesi

Baba, ocağa aynı büyüklükte üç kap koymuş, hepsini suyla doldurup üçünün de altını yakmış.

“Şimdi, istediğim her şeyden iki tane vereceksin bana” demiş oğluna. Sırasıyla havuç, yumurta ve kavrulmamış kahve çekirdeği istemiş… Oğlu hepsinden ikişer tane vermiş babasına.

Adam iki havucu birinci kaba, iki yumurtayı ikinci kaba ve iki kavrulmamış kahve çekirdeğini üçüncü kaba koymuş. Her üçünü de yirmi dakika süreyle kaynatmış. Daha sonra kapları indirip yemek masasına buyur etmiş oğlunu.

Yemek masasında üç tabak duruyormuş. Kaplarda kaynayan havuçları, yumurtaları ve kahve çekirdeklerini büyük bir özenle tabaklara yerleştirmiş. Sonra oğluna dönüp sormuş: “Ne görüyorsun?”

Oğlu düşünürken açıklamaya başlamış.

“Havuçlar haşlandıkça aslını kaybedip yumuşamış.

Yumurtalar görünüşte baştaki gibi sert duruyorlar ama içleri katılaşmış.

Kahve taneleri ise olduğu gibi duruyor, başta neyseler sonunda da öyleler.. ”

Sonra asıl tavsiyesine sıra gelmiş:

“Evlilikte aşk ve şefkat birlikte olmalıdır.

Aşksız bir evlilikte her iki eş de şu gördüğün havuçlar gibi birbirlerini tüketirler, eskitirler, pörsütürler.

Şefkatsiz bir evlilikte ise eşler birbirlerine ne kadar tahammül etseler de, şu gördüğün yumurtalar gibi içten içe katılaşırlar, birbirlerinden uzaklaşırlar.

Aşkın da şefkatin de olduğu bir evlilikte ise, şartlar ne olursa olsun, eşler tıpkı şu kahve taneleri gibi, birbirlerinin yanında kalırlar, kendi kişiliklerini yitirmezler. Kahve tanelerinin tekrar kaynatılmaya hazır olmaları gibi, onlar da birbirleriyle baş başa uzun yıllar geçirmeye isteklidirler.

Oğlu aldığı bu dersten tatmin olmuşa benziyordu.

“Asıl ders bu değil!” dedi baba. Oğlunun elinden tuttu, ocağın üzerinde bıraktığı kapların içinde kalan suları gösterdi.

“Havuçlardan ve yumurtalardan arta kalan suya bak…

İkisinde de bir tat yok ” Kahve çekirdeklerini çıkardığı kaptaki suyu yavaşça bir fincana boşalttı. Mis gibi taze kahve kokuyordu. Fincanı oğluna uzattı. “İçmek istersin herhalde” dedi. Oğlu kahvesini yudumlarken konuşmasını sürdürdü.

“Kahve çekirdekleri gibi birbirlerini tüketmeyen eşlerin paylaştığı yuva da işte böyle olur. Mis gibi, temiz ve huzur verici. Başka herkesin fincanına koyup yudumlayacağı taze kahve gibi…

Çünkü onlar birbirlerini harcamayarak, birbirlerine aşkla ve şefkatle davranarak hayata kendi tatlarını, kokularını ve renklerini katmayı başarırlar.”