Denizden Katreler

“Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz. “

Dertli gönüllerden dua isteyin. Çünkü hazine yıkık gönüllerde saklıdır.!

“Ben dostlarımı hiç satmadım çünkü ya beş para etmez çıktılar, ya da paha biçilemez.” İlhan Berk

Dünya hayatına meyledenler deniz suyu içenlere benzerler. İçtikçe susarlar, susadıkça içerler. İbn-i Arabi

“Sen Elif gibi dosdoğru dur, Emin ol; Eğri belasını bulur.”

Ana-babasına iyilik eden evlat, Peygamberlerle beraber Cennete girer

İki kardeş vardı. Yatalak annelerine bir gece biri, diğer gece öteki bakacaktı. Öyle anlaşmışlardı. Abid olan nafile ibadete çok düşkündü, sabaha kadar ibadet ederdi.

Bunun için, kardeşine,
- Bugün de anneme sen hizmete devam et, ben de yine ibadet edeyim derdi.

Annesine bakma sırası hiç ona gelmezdi. Kardeşi, onun da sevap kazanması için Abid olan kardeşine, bazen “Bugün sıra sende” derdi.

Bu Abid genç, rica eder, sabaha kadar ibadetle meşgul olurdu.
Yine bir gece sabaha kadar yaptığı ibadetten duyduğu hazdan dolayı kardeşine, her zaman olduğu gibi sırayı bozarak, “Bu gece de bana izin ver ibadet edeyim” dedi.

Kardeşi kabul edip annesine hizmete gidince, ibadet etmeye koyuldu.
Bir ara uyuya kaldı ve bir rüya gördü. Rüyasında nurani yüzlü bir zat ona:
- Kardeşin affedildi. dedi.
Genç merakla sordu:
- Ben niye affedilmedim?
- Sen de affedildin ama, kardeşinin yüzünden affedildin.
- Ben Allahü Teâlâya ibadet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor olduğum halde benim onun yüzünden affedilmemin hikmeti nedir?
O zat cevap verdi:
- Allahü Teâlâ size nafile ibadeti farz kılmadı, ama ana babaya iyiliği hizmeti farz kıldı. Üstelik annenin hizmete ihtiyacı var. Kardeşin emre uyduğu için kazandı ve yükseldi. Onun sayesinde sen de affedildin..

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Ana-babasına hizmet edenin ömrü bereketli ve uzun olur.”

Hazret-i Musa, Cennetteki komşusunun kim olduğunu Hak Teâlâdan sorup öğrendikten sonra yanına gider.

Bu bir kasaptır. Kasap, bir parça et pişirir. Asılı zenbili aşağı alır, çok zayıf bir kadına et ve su verir. Üstünü başını temizleyip, zenbile koyar.

Kasap, “Bu annemdir. Yaşlanıp bu hale girdi; sabah-akşam böyle bakarım” der.

Kasabın annesinin, “Ya Rabbi oğlumu Cennette Musa aleyhisselama komşu eyle” dediğini Hazret-i Musa işitir.

Kasaba, “Müjde, Allahü Teâlâ, seni Musa aleyhisselama komşu etti” buyurur.

“Ana-babasına iyilik eden evlat, Peygamberlerle beraber Cennete girer.” İ. Rafii

Şirk-i Hafi/ Gizli Şirk (Hikaye)

Büyük Mutasavvıf, İmam Şibli Hazretleri zamanında, Çok zengin bir fırıncı varmış. Bu fırıncı devamlı İmam Şibli Hazretlerinin muhabbetinden dem vurur, Ona olan hayranlığından bahseder, Onu ne kadar çok sevdiğini anlatır dururmuş… Fakat, parayı çok seven fırıncı bir kez olsun İmam Şibli Hazretlerini ziyaret etmeyi düşünmezmiş. Çünkü, kimseye güvenmiyor, yerine bırakacak adam olmadığını söyleyerek, zamanı ve fırsatı olmadığını mazeret gösterip duruyormuş.

İmam Şibli Hazretlerine yakın olan kişiler, fırıncının bu muhabbetinden aşkından bahsetmişler. Sizi görmeyi çok istiyor,ama yoğun işlerinden dolayı bir türlü fırsat bulamıyor,bu sebepten ziyaretinize gelemiyor demişler.

İmam Şibli Hazretleri;
─Madem o gelemiyor, biz onun yanına gidelim, diyerek fırıncının çalıştırdığı fırına gitmiş. “Allah rızası için yarım ekmek !” diyerek, fırıncıdan yarım ekmek istemiş. Fırıncı Öfkeli bir şekilde bağırmış:
─Utanmaz adam, sapasağlam adamsın. Dileneceğine git çalış. Her isteyene yarım ekmek versek, bu fırın iflas eder diyerek, dilenci kılığında gelen İmam Şibli’yi fırından kovmuş.
İmam Şibli sessiz, sedasız fırından ayrılmış. Olaya şahit olanlar, fırıncıya demişler ki:
─Sen ne yaptın, biliyor musun? Fırıncı söylenerek:
─Ne yapacağım, bu dilenciyi kovdum. Yanındakiler:
─Bu kovduğun kişi, yıllardır özlemiyle yanıp tutuştuğun İmam Şibli Hazretleridir. Git ve özür dile.
Fırıncı bu sefer baltayı taşa vurduğunu anlayınca, olanca hızıyla fırından çıkıp, İmam Şibli hazretlerinin peşine takılmış.İyice yaklaştıktan sonra:
─Aman efendi hazretleri, ben ettim siz etmeyin, affedin, zatı alinizi tanıyamadım. Eğer tanısaydım, hiç böyle davranır mıydım? Nolur, affedin, ne isterseniz yaparım diyerek, yalvarmaya başlamış.
İmam Şibli hazretleri gayet sakin,
─Seni bir şartla affederim, benim hatırım için Bağdat meydanında yüz altınlık bir ziyafet verirsen, affederim demiş. Fırıncı:
─Aman efendim, yüz altının sözü mü olur, zatı alinizin hatırı için bin altınlık bir ziyafet vereyim. Yeter ki siz beni affedin, demiş.
Beklenen gün gelmiş. Gerçekten fırıncı bin altınlık mükemmel bir ziyafet vermiş. İnsanlar yiyip içtikten sonra ağzı laf yapan birisi kemali edeple İmam Şibli Hazretlerine dönerek:
─Muhterem Efendim, İnsanlar cennetle müjdeleyecek, cehennemle korkutacak, bir sohbet irad etmenizi sizden bekliyorlar, demiş.
Bunun üzerine İmam Şibli Hazretleri ayağa kalkarak şunları söylemiş:
─Cennetlikleri bilmiyorum ama cehennemlik birisi varsa bu fırıncıdır !
Herkes pür dikkat dinlerken İmam Şibli devam etmiş:
─Allah rızası için yarım ekmek istedim, vermedi. Ama benim hatırım için bin altınlık bir ziyafet verdi. Eyyy aklı selim Müslümanlar! Bu nasıl müslümanlıktır?

Riyanın arka planında kişinin Allah’ın o ameli bilmesini yetersiz bulması, onun rızasını anlayamaması yatar. Bu yüzden İslam alimleri riyaya GİZLİ ŞİRK anlamına gelen ŞİRKİ HAFİ ismini verirler.

-alıntı-

Kandil Geceleri

Ülkemizde kandil geceleri diye bilinen geceler takvim sıralamasına göre; Rebiulevvel ayının 12. gecesi Mevlid, Recep ayının ilk cuma gecesi Regâip, yine Recep ayının 27. gecesi Mirac, Şaban ayının 15. gecesi Berat ve Ramazan ayının 27. gecesi olan Kadir gecesidir.

Bu geceler Osmanlılar döneminde II. Selim (1566-1574) zamanından başlayarak, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “Kandil” olarak anılmaya başlamıştır.[1]

Bu çalışmada kandillerin tarihi ile ilgili bilgi verilip dinimizin bunlara bakışı ortaya konulmaya çalışılacaktır.

1. Kadir Gecesi

Kadir gecesi ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de müstakil bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede Allah Teala, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdiğini ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bakara suresinin 185. ayetinde de Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiği beyan edildiği için Kadir gecesinin Ramazan ayında bulunduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat bunun Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında Hz. Peygamber’in mü’minlere tavsiyesi, Kadir gecesini Ramazanın son on gününde ve özellikle de tek gecelerinde aramaları şeklinde olmuştur.[2] Buna göre Kadir gecesi Ramazanın yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş, yirmi yedi veya yirmi dokuzuncu gecelerinden herhangi biri olabilir. Yani Kadir gecesi, zamanımızda Müslümanlarca ihya edilmeye çalışıldığı gibi herkesçe bilinen sabit bir gece olmayıp, aksine gizlenmiştir. Konuyla ilgili sahih rivayetlerden anlaşıldığına göre Resûlullâh dahi Kadir gecesinin Ramazanın kaçıncı gecesi olduğunu bilmiyordu![3]

Kadir gecesinin değerlendirilmesi/ihyası ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den bir dua haricinde herhangi ibadet tavsiye edilmemiştir. Fakat Aişe radıyallâhu anhâ’nın bildirdiğine göre Resûlullâh, Ramazan ayında diğer aylardan daha çok ibadet ederdi. Son on günde ise ibadetlerini biraz daha artırır, geceleri ihya eder, ailesini de geceyi ihya etmeleri için uyandırırdı.[4]

Bir gün Hz. Âişe, Resûlullâh’a: “Ey Allah’ın elçisi! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu anlarsam o gece nasıl dua edeyim? ” diye sormuş, O da:  “Şu duayı oku” buyurmuştur:

اَللّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِّي

“Allahım! Sen affedicisin, cömertsin. Affetmeyi seversin. Beni de affet.”[5]

2. Berat Gecesi / Kandili

Berat “kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelen Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Şaban ayının on beşinci gecesinde Müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yükünden kurtulacağı ümit edilerek bu geceye Berat gecesi denilmiştir.[6]

Berat gecesinin fazileti ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den nakledildiği bildirilen birkaç rivayet bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesinde Allah’ın bu gecede dünya semasına tecelli edeceği, Kelb kabilesinin koyunlarının kılları adedince (çokluk belirtmek için kullanılmış bir ifade) insanı bağışlayacağı ve kendisine edilen tüm duaları kabul edeceği anlatılmaktadır.[7] Fakat bu rivayete kitabında yer veren İmam Tirmizî (ö. 279/892) ve onun hocası İmam Buhârî (ö. 256/870) başta olmak üzere birçok âlim, bu hadislerin rivayet zincirlerinde problem bulunduğunu, dolayısıyla hadislerin zayıf olduğunu ve bunlarla amel edilemeyeceğini belirtmişlerdir.[8]

Berat gecesinin faziletine dair Sünen-i İbn Mâce’de geçen iki rivayet daha bulunmaktadır.[9] Hadis âlimleri o rivayetlerin de “zayıf” olduğunu belirtmişlerdir.[10]

Müfessirlerden Ebû Bekir İbnu’l-Arabî (ö. 543/1148) bu gecenin fazileti hakkında bir tek sağlam hadisin bile gelmediğini, dolayısı ile bu konu ile ilgili olarak hadis diye dolaşan sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.[11]

Gerçekten de Hz. Peygamber’in ve sahabe-i kiramın mescitlerde bu geceyi ihya etmek için toplandıkları, özel dualar ettikleri, bugün özellikle ülkemizde olduğu gibi bu geceye has namaz kıldıkları şeklinde tek bir rivayet dahi gelmemiştir.

Bazıları Duhân sûresinde geçen: “O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/4-5)ayetlerine bakarak o gecenin Şaban ayının on beşinci gecesi olan Berat gecesi olduğunu söylemişlerdir. Buna dayanarak da Allah’ın o gecede kulların rızıklarını taksim, ecellerini tayin ve bir sonraki Şaban ayının on beşine kadar olacak tüm olayları takdir ettiğini, dolayısıyla bu gece yapılacak olan dua ve ibadetlerin mutlaka kabul edileceğini iddia etmişlerdir. Böylece Hz. Peygamber ve ashabının yapmadığı, bu geceye has bir takım ibadetler ortaya çıkmıştır. Hâlbuki Allah Teâlâ o sûrede şöyle buyurmaktadır:

“Hâ Mîm. Andolsun o apaçık kitaba ki biz onu mübarek bir gecede indirdik. Çünkü biz uyarıcıyız. O gecede her hikmetli buyruk ayrılır ve katımızdan bir emirle ilgilisine yollanır.” (Duhân, 44/1–5)

Görüldüğü gibi Allah, işlerin taksim edildiği gecenin Kur’an’ın indirildiği gece olduğunu bildirmektedir. Kur’an’ın da Şaban ayının on beşinde değil; Ramazan ayında ve Kadir gecesinde nazil olduğu şu ayetlerde açıkça ifade edilmiştir:

“Ramazan ayı ki o ayda insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an indirilmiştir.” (Bakara, 2/185)

“ Muhakkak ki biz Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdik.” (Kadir, 97/1)

Âlimlerin büyük çoğunluğu da Duhân suresinde geçen “mübarek gece”nin kadir gecesi olduğunu söylemişlerdir. Ebû Bekir İbnu’l-Arabî bu konuda şöyle demiştir:

“Bu ayette geçen mübarek gecenin Kadir gecesi değil de başka bir gece olduğunu iddia edenler, Allah’a büyük bir iftirada bulunmuş olurlar!”[12]

Bir de Berat gecesi ile alakalı olarak halk arasında “Berat gecesi namaz”ıveya“Salâtu’l-Hayr” olarak bilinen bir namazdan söz edilir. 100 rekât olan bu namazın her rekâtında Fatiha ve on defa İhlâs suresinin okunması gerektiği söylenmektedir.[13] “Kaynakların be­lirttiğine göre Berat gecesine ait özel bir namaz yoktur. Gazzâlî, bu gece her rekâtında Fatiha’dan sonra on bir İhlâs okunmak suretiyle kılınacak yüz rekât veya her rekâtında Fatiha’dan sonra yüzİhlâs okunan on rekât namazın çok se­vap olduğuna dair bir rivayet nakletti­ği halde (İhyâ, 1/203), İhyâ-u Ulûmi’d-dîn‘deki hadisleri tenkide tâbi tutan Zeynüddin el-Irâkî ile Nevevî bunun aslının olmadığını söyle­mişlerdir. Bu namazın bir bid’at oldu­ğunu kaydeden Nevevî, bu konuda Kûtü’l-Kulûb ve İhyâ-u Ulûmi’d-dîn‘de geçen rivayete aldanılmaması gerektiği­ni söylemekte (el-Mecmû’, 4/56), Ali el-Kârî de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berat gecesi namazının h. 400 (m. 1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını kaydetmektedir. Bu namazın ilk defa h. 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da kılındığına ve zamanla yaygınlık ka­zanarak sünnet gibi telakki edildiğine dair bir rivayet de nakledilmektedir.”[14]

3. Regâip ve Mirac Kandilleri

İkisi de Recep ayında kutlanan Regâip ve Mirac kandilleri ve bu gecelerin kutlanması gerektiğine dair öne sürülen şeylerin de herhangi bir delili bulunmamaktadır. Özellikle tasavvufi eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regâip gecesinde ana rahmine düştüğü (!), Recep ayının ilk Perşembe günü oruç tutup gecesinde Regâip namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin “asılsız” olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir.[15]

Bir de halk arasında “üç aylar” olarak bilinen Recep, Şa’ban ve Ramazan ayları hakkında rivayet edilen: “Recep Allah’ın ayıdır, Şa’ban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” sözü hakkında âlimlerin çoğu “bu uydurmadır” demiştir. Ayrıca yine Recep ayının fazileti hakkında: “Kim o ayda şu kadar namaz kılarsa ona şu kadar sevap verilir, kim o ayda istiğfar ederse ona şu kadar ecir verilir.” şeklinde hadis diye rivayet edilen sözlerin hepsi mübalağadır, hepsi âlimler tarafından tekzip edilmiştir.[16] Özellikle Regâip gecesi ile ilgili olarak halk arasında meşhur olan Regâip namazıyla ilgili rivayeti, 1023 (h. 414) yılında vefat eden Ali b. Abdullah b. Cehdâm isimli Mekkeli sûfî bir zatın ihdas ettiği / ortaya çıkardığı kaynaklarda belirtilmektedir.[17] Yine kaynaklarda Regâip gecesiyle ilgili özel ibadet ve kutlamaların hicri 5. yüzyılda (miladi 11. yy) ortaya çıktığına ve bu gecenin ilk defa hicri 448 (m. 1056) yılında Kudüs’te, 480 (m. 1087) yılında da Bağdat’ta “kandil” olarak kutlanmaya başladığına dikkat çekilmektedir.[18]

“İslam âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regâip kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resul-i Ekrem tarafından genel olarak bidatlerin yasaklanmasının yanı sıra Cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını[19], bu sebeple Regâip günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmişlerdir.”[20]

Yalnız Recep ve Şa’bân ayları hakkında bir kaç söz söylenmesi gerekmektedir: Recep ayı “dört haram ay”dan bir tanesidir. Diğerleri Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Bu aylarda savaşmak haram kılınmıştır. Dolayısıyla bu ayların diğer aylara göre bir fazileti bulunmaktadır. Âlimler bu aylarda oruç tutmanın müstehab olduğunu söylemişlerdir. Fakat Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram’dan “özellikle” bu ayda oruç tutmanın faziletine dair herhangi bir sahih rivayet nakledilmemiştir.

Şa’bân ayına gelince: Sahih rivayetlere göre Hz. Peygamber’in Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Şa’bân ayıdır.[21] Sahabeden Üsâme b. Zeyd (ö. 54/674) şöyle bir hadis rivayet etmiştir:

“Resûlullâh, Şa’bân ayında tuttuğu oruç kadar hiçbir ayda oruç tutmamıştır. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Senin, Şa’bân ayında tuttuğun orucu başka bir ayda tuttuğunu görmedim” dedim. O da şöyle buyurdu:

“Şaban, Recep ile Ramazan arasında insanların gafil bulunduğu ve amellerin, âlemlerin Rabbi olan Allaha yükseldiği aydır. Ben de amelimin Allah Teala’ya oruçlu olduğum halde yükselmesini seviyorum.”[22]

O halde bu ayda oruç tutmanın Hz. Peygamber’in güzel bir sünneti olduğu rahatlıkla söylenebilir.

4. Mevlid Kandili

“Doğum yeri” ve “doğum zamanı” anlamına gelen Mevlid, Hz. Peygamber’in doğum günü kutlamalarına denildiği gibi aynı zamanda bu kutlamalarda okunmak üzere kaleme alınan eserlerin ortak adıdır. Hz. Peygamber, Ashâb-ı Kirâm, Emevî ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan Mevlid kandili, ilk kez hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır’da, Şii Fâtimî Devleti döneminde kutlanmıştır.[23]

Eyyûbîler döneminde birçok tören ve bayram kaldırılmış; fakat Mevlid kutlamaları başta olmak üzere bunlar Erbil Atabegi Begteginli Muzafferuddin Kökböri (ö. 629/1232)tarafından büyük törenlerle yeniden kutlanmaya başlamıştır.[24] Fâtımîler dönemindeki kutlamalar daha çok devlet erkânı arasında olup resmi nitelikli iken Kökböri dönemindeki kutlamalara halkın da katılımı sağlanmış, büyük ziyafetler ve şölenler tertiplenerek adeta bir bayram havası estirilmiştir. Muzafferuddin Kökböri’nin bu kutlamaları yeniden başlatmasının ardında ise Musullu sûfi Ömer b. Muhammed el-Mellâ’ın bulunduğu belirtilmektedir.[25]

Hz. Peygamber’in doğum günü olan bu günün/gecenin birtakım ibadetlerle kutlanmasına yönelik herhangi bir delil mevcut değildir.

Ebû Şâme el-Makdisî, Şehâbeddin el-Kastallânî, İbn Hacer el-Askalânî ve Celâleddin es-Suyûti gibi bazı âlimler Hz. Peygamber’in dünyaya gelmesi sebebi ile sevinmenin, bu gün münasebetiyle muhtaçlara yardım etmenin, şiirler (mevlid gibi) okumanın güzel birer amel olduğunu söyleyerek, bu gibi Mevlid kutlamalarının “bid’at-ı hasene” (güzel bid’ât) sayılması gerektiğini söylemişlerdir. Mâlikî fakihi İbnu’l-Hâc el-Abderî, Ömer b. Ali el-Lahmî el-Fâkihânî, İbn Teymiyye, Muhammed Abduh, Abdulaziz İbn Bâz ve Hammûd b. Abdillah et-Tuveycîrî gibi âlimler ise Mevlid kandili kutlamalarına “bid’at-i seyyie” (kötü bid’ât) gözüyle bakmış ve buna şiddetle karşı çıkmışlardır.[26]

Değerlendirme

Hz. Peygamber ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hatta bir benzeri olmayan ve İslam’dan olmadığı halde sonradan ortaya çıkan ve ibadet kabul edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlara bidat denilir.

Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında Resûlullâh şöyle buyurmuştur:

“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”[27]

“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”[28]

“Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.”[29]

İmam Malik’in konuyla ilgili şu sözünü hatırlamakta da büyük fayda vardır:

“Kim, bu ümmet içerisinde (din adına) geçmişte olmayan bir şey ihdas ederse (ortaya çıkarırsa) bu kişi, Hz. Peygamber’in Allah tarafından kendisine verilen risalet (elçilik) görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala “…Bugün dininizi olgunlaştırdım; size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı uygun gördüm…”(Mâide, 5/3) buyurmuştur. Bu yüzden, o gün din olmayan (dine dâhil olmayan) şey bugün de din olamaz!”[30]

Sonuç olarak şunlar söylenebilir:

Kur’an’da da sünnette de bugün geniş halk kitleleri tarafından kutlandığı şekliyle kandil gecelerine işaret yoktur.Mübarek kabul edilen bu geceler, Hz. Peygamber ve ashabından çok sonra (en erken 350 yıl sonra!) Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlamış, daha sonra İslam dünyasının çeşitli bölgelerine yayılmıştır.

Bu kutlamalar İslam’ın bir emri veya bir tavsiyesi değildir.Müslüman toplumlar tarafından ortaya çıkarılmış ve bir “gelenek” haline gelmiştir. Osmanlı padişahlarından II. Selim döneminden itibaren ‘kandil’ adını alan bu geceler Müslümanlar tarafından mirâciye, regâibiye, mevlüt gibi çeşitli etkinliklerle ihya edilmiştir. Kandil gecelerini kutlayan her toplum kendi kültüründen bir şeyler eklemiş ve böylece bu geceler gelenekselleşmiştir. Neyin ibadet neyin gelenek olduğunun Müslümanlarca bilinmesi de elbette ki zaruridir.

YAYIMLANDIĞI YER: Kitap ve Hikmet Dergisi, Nisan-Haziran 2015, Sayı: 9, s: 18-22.


[1] Nebi Bozkurt, “Kandil”, Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA), İstanbul, 2001, c: 24, s: 300.

[2] Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 2, 3, İtikâf 1, 9, 13; Müslim, Sıyâm 213, (1167).

[3] Bir önceki dipnotta belirtilen hadislerde Resûlullâh Kadir gecesinin kendisine unutturulduğunu söylemiştir.

[4]Buhârî, Fadlu Leyleti’l-Kadr 5, Müslim, Îtikâf 8, (1175); Ebu Dâvûd, Salât, 318; Tirmizî, Savm, 73; Nesâî, Kıyâmu’ l-Leyl, 17.

[5] Tirmizî, Daavât, 84.

[6] Halit Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, İstanbul, 1992, c: 5, s: 475.

[7] Tirmizî, Savm, 39; İbn Mâce, İkâmet, 191

[8] Bkz: Tirmizî’nin Savm, 39’da bu hadisten sonra yer alan açıklaması ile Muhammed Fuad Abdulbaki’nin İbn Mâce, İkâmet 191’de yer alan açıklamaları.

[9] Bkz: İbn Mâce, İkâmet, 191.

[10] Bkz: Muhammed Fuad Abdulbaki’nin İbn Mâce, İkâmet 191’de yer alan açıklamaları.

[11] Bkz: Ebu Bekir İbnu’l-Arabî, Ahkâmu’l-Kur’ân, 2. Bs., y.y., 1968, c: 4, s: 1678 (Duhân Sûresi, 2. ayetin tefsiri)

[12] İbnu’l-Arabî, a.g.e., c: 4, s: 1678.

[13] Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, İstanbul, 1986, s: 188.

[14] İhyâ, el-Mecmû ve el-Esrâru’l-Merfûa gibi kaynaklardan naklen: Ünal, “Berat Gecesi”, DİA, c: 5, s: 475.

[15] Hamdi Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, İstanbul, 2007, c: 34,  s: 535.

[17] İsmail b. Ömer İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Beyrut, trs., c: 12, s: 16; Bozkurt, “Kandil”, DİA, c. 24, s: 301; Hamdi Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, İstanbul, 2007, c: 34,  s: 535.

[18] Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, c: 34,  s: 535.

[19] Müslim, Sıyâm, 146 (1143).

[20] Tekeli, “Regâip Gecesi”, DİA, c: 34,  s: 535.

[21] Buhârî, Savm, 52; Müslim, Sıyâm, 176; Tirmizî, Savm 36; İbn Mâce, Sıyâm, 30.

[22] Nesâî, Sıyâm, 70.

[23] Ahmet Özel, “Mevlid”, DİA, c. 29, s. 475.

[24] Özel, a.g.e., aynı yer.

[25] A.g.e. s. 475-476. Ahmet Özel’in, tarihi kaynaklara dayandırarak naklettiği bilgilere göre Kökböri döneminde Mevlid kutlamaları için her yıl yaklaşık 300.000 dinar para harcanmakta idi. Bir dinar paranın 4,25 gr altına denk geldiği hesap edilirse Mevlid kutlamaları için sadece bir yılda 1 ton 275 kg altın gibi oldukça yüksek miktarlarda harcama yapıldığı anlaşılmaktadır.

[26] Özel, a.g.e., s. 477-478; Özel, “Mevlid: Tarihi ve Dini Hükmü”, Dîvân İlmî Araştırmalar Dergisi, Bilim ve Sanat Vakfı, İstanbul, 2002/1, sayı: 12, s: 243-246.

[27] Müslim, Cuma, 43.

[28] Nesâi, Îdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7.

[29] Müslim, Cuma, 43; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6.

[30] Ebû Muhammed İbn Hazm, el-İhkâm, fî Usûli’l-Ahkâm, Dâru’l-Hadîs, Kahire, 1984, c: 6, s: 225.

Yazar : Dr. Yahya Şenol

Kuş, Derviş, Hz. Süleyman Hikayesi

Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek kanadını bir dervişin kırdığını söyler. Hz.Süleyman dervişi hemen huzuruna çağırtır ve ona sorar;
“Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
Derviş kendini şöyle savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı”
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve şöyle der:
“Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun”
Kuş’un kendini savunması Hz. Süleyman’ı da şaşırtır:
“Efendim ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez, bunlar Allah’tan korkarlar diye düşündüm ve kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister. “Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Ancak bu emre Kuş itiraz eder: “Efendim, sakın böyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş nedenini şöyle açıklar: “Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi bunun üzerindeki derviş elbisesini çıkartın. Çıkartın ki, benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.“

LOKMA TATLISI

Lokma Tatlısı Tarifi İçin Malzemeler :

Hamuru için:

  • 6 su bardağı un,
  • 4 su bardağı su,
  • 1 yemek kaşığı kuru maya,
  • 1 tatlı kaşığı şeker,
  • 1 silme çay kaşığı tuz (olmazsa olmaz, ihmal etmeyelim),

Şerbeti için :

  • 3 su bardağı şeker,
  • 2.5 su bardağı su,
  • 1 dilim limon.

Yapılışı:

Öncelikle lokmanın şurubunu hazırlayalım. Bunun için şekeri, suyu ve limonu bir tencereye koyup kaynamaya bırakalım.
Şerbetin içerisinde iri gözler çıkana dek kaynatmaya devam edelim.
Şurubumuz biraz koyu kıvamda olacak. Şurubumuzu soğumaya bırakalım.

Bütün hamur malzemelerini bir kaba koyalım ve mikserle iyice çırpalım.
Lokma hamurunun kıvamı, koyu kek kıvamı gibi olmalı. Eğer daha cıvık olursa biraz daha un ekleyebilirsiniz.
Hamurun üstünü kapatalım ve 1 saat civarı mayalandıralım.

Lokma hamurumuz mayalandıktan sonra, tencereye yağı koyup kızdıralım.
Hamurdan, elimizi yumruk yapar gibi yapıp alalım.
Avucumuzdaki hamuru hafifçe sıktıralım.
Ayrı bir kaptaki sıvı yağa batırılmış tatlı kaşığıyla, yumruğumuzun üzerinde kalan hamuru alalım ve kızgın yağa atalım.
Bu işlemi yaparken gayet seri olmalıyız. Hzılı hızlı, avucumuzla hamurdan alıp, avucumuzu sıkalım ve yumruğumuzun üzerinde kalan hamuru yağlı tatlı kaşığıyla alıp, kızgın yağa atalım.
Yağda kızaran lokmaları sık sık karıştırarak kızartalım.
Kızaran lokmaları yağdan alır almaz soğuk şurubun içine atalım ve 2 dakika şurubun içerisinde bekletelim.

Lokma tatlısını yerken şerbeti az gelirse eğer, tekrar şuruba batırarak yemelisiniz.

http://www.yemektarifleri-sitesi.com