Denizden Katreler

Takvim

Takvimlerin Oluşumu

Zaman: Genel olarak olay ve olguların geçtiği, geçmekte olduğu ve geçeceği süreye denir.

Takvim, zaman ölçü birimidir. Takvim; zamanı, Dünya ve Ay’ın hareketlerine göre gün, ay, hafta, yıl gibi belirli bölümlere ayırma sistemidir. Zaman ölçü birimleri olarak astronomik olaylar (yıl- ay – gün) temel alınmıştır.

NOT: İnsanlar zamanı ölçerken ölçü aracı olarak Güneşi ve Ay’ı kullanmışlardır.

Toplumlar; ekonomik, coğrafi ve kültürel değerlerinden ve ihtiyaçlarından esinlenerek ve bu ölçü birimlerini kullanarak farklı takvimler oluşturmuşlardır.

Takvimler, toplumlara göre fazla ve çeşitli olsa da temel olarak iki gurupta incelenir:

1. Güneş yılını esas alan takvimler: Dünyanın güneş etrafındaki bir tam dönüş süresini ( 365 gün, 6 saat) bir yıl olarak kabul eden takvimlerdir.

6 saatlik fark Miladi Takvimde 4 yılda bir, 1gün kabul edilir ve Şubat ayına eklenir. Şubat ayı o yıl 29 gün çeker, bu yıla da artık yıl denmektedir.

İlk defa Mısır’da kullanılmıştır. Günümüzde kullanılan miladi takvimin temelidir.

2. Ay yılını esas alan takvimler: Ayın Dünya etrafında 12 kez dönmesini (12 x 29.5 =354) esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvimlere AY TAKVİMİ diyoruz.

İlk defa Mezopotamya’da Sümerler tarafından kullanılmıştır. Günümüzde kullanılan Hicri takvimin temelidir.

Farklı takvim türleri, genellikle takvim başlangıçlarının farklılığından kaynaklanmıştır. Toplumlar, kendileri için önemli gördükleri dini, siyasi, sosyal ya da ekonomik olayları takvim başlangıcı olarak benimsemişlerdir. Örnek: Romalılar Roma’nın kuruluşunu, Müslümanlar Hicreti, Hıristiyanlar Hz. İsa’nın doğumunu gibi…

TÜRKLERİN KULLANDIKLARI TAKVİMLER

1) Oniki Hayvanlı Türk Takvimi:

On iki Hayvanlı Takvim ‘in Türkler ‘e özgü olması, Türkler ‘in çok eski dönemlerden itibaren astronomi bilimi ile yakından ilgilendiklerini gösterir.

a)İslam’dan önceki Türklerin kullandıkları bilinen ilk takvimdir.

b)Güneş yılını esas alır. Buna göre bir yıl, 365 gün, 5 saatten biraz fazladır.

c) Her yıla bir hayvan adı verilmiş, 12 yıl bir dönem kabul edilmiş, aylar; birinci ay, ikinci ay… olarak adlandırılmıştır.

d)Bu takvimde yılbaşı 22 Aralık’tır.

e)Bu takvimde tarih başlangıcı yoktur.

f) Bu takvimi Türklerin yanı sıra Moğollar, Çinliler, Hintliler ve Tibetliler de kullanmışlardır. Halen Orta Asya’da bazı topluluklar tarafından kullanılmaktadır.

2) Hicri Takvim:

a)Ay yılını esas alır. (Ay’ın Dünya çevresindeki yörüngesinde bir dönüşü 29,5 gündür. Bu nedenle hicrî takvimde aylar 29 ilâ 30 gün çekmektedir. Ay’ın Dünya çevresinde on iki dönüşü, bir ay yılı olmaktadır. Bir ay yılı ise 354 gündür. Hicrî yıl, milâdî yıldan 11 gün daha kısadır.)

b)Hicrî takvim, Hz. Ömer zamanında düzenlenip kullanılmaya başlanmıştır.

c) Başlangıç olarak Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü (622) kabul edilmiştir. Bu nedenle Miladi Takvim ile Hicri Takvim arasında 622 yıllık bir fark bulunmaktadır.

d)Hz. Ömer zamanında düzenlenerek uygulanmaya konulmuştur.

e)Hicri- Kameri olarak da adlandırılan bu takvim, Türkler ‘in İslamiyet’i benimsemesinden sonra, bir çok İslam ülkesinde kullanıldığı gibi Müslüman Türkler tarafında da benimsenmiştir..

f) Türkiye Cumhuriyeti’nin batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda yaptığı inkılaplar sonucunda 25 Aralık 1925′te yürürlükten (uygulama tarihi:1 Ocak 1926) kaldırılmıştır.

g)Günümüzde sadece dini günlerin, gecelerin ve ayların belirlenmesinde kullanılmaktadır.

3) Celali Takvimi:

a)Güneş yılını esas almıştır.

b)Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde eski İran takvimi esas alınarak hazırlanmış ve uygulanmaya başlanmıştır. Bu Takvime, Takvim–i Melikşahi de denilmiştir. (B.Selçuklularda Sultan Melikşah’ın isteği ile Nizamülmülk tarafından Ömer Hayyam’ın başkanlığında bir komisyona hazırlatılmıştır.)

c) Hicri takvimin kullanımına devam edilmiş, Celali takvim yalnızca ekonomik işlerin düzenlenmesinde kullanılmıştır.

d)Başlangıç tarihi olarak 1079 yılı alınmıştır.(Hicri 471 yılının ramazan ayının 9.gününden (Miladi 15 Mart 1079) itibaren uygulanmaya başlanmıştır.)

e)Büyük Selçukluların dışında Ekber Şah zamanında (1556–1603) Hindistan’da kurulan Babürlüler de kullanmıştır.

f) Babür İmparatorluğu tarafından da kullanılmıştır.

g)Nevruz (21 Mart) yılbaşı olarak kabul edilmiştir.

h)Melikşah’ın ölümünden sonra terk edilen bu takvimden yarararlanılarak gregoryen takvimi oluşturulmuştur.

i) Osmanlı’daki devletin resmi takvimi demek olan müneccimbaşı takvimleri de celali takvimi düzeninde hazırlanmıştır.

4) Rumi (Malî) Takvim:

a)Güneş yılını esas almıştır.

b)Başlangıç olarak hicri takvimde olduğu gibi Hz. Muhammed ‘in Mekke’den Medine’ye göçü (622) kabul edilmiştir.

c) Hicri- Şemsi olarak ta adlandırılan bu takvim Osmanlı Devleti’nin I. Mahmut zamanında batı ile ekonomik ilişkilerini düzenlemeye yönelik olarak (Hicri 1089, miladi 1678 ) kullanılmaya başlanmıştır. Hicri 1255/miladi 1839’da ise bütün resmi ve mali işlemler Rumi takvime bağlanmıştır. 1870 yılına kadar mali tarihin yanına hicri tarih de konmuş ve bu şekilde uygulanmıştır. Ancak hicri takvim ile miladi takvim arasındaki 11 günlük farktan dolayı, bu iki takvimin kullanılmasında çeşitli problemler ortaya çıkmıştır. 1870 yılında çıkarılan bir kanunla Gregoryen takvimine geçildi. Rumi 16 Şubat 1332 ,1 Mart 1333 (1 Mart 1917 ) olarak kabul edildi. Böylece 13 günlük fark giderilmiş oldu.

d)Mart ayı başlangıç kabul edilmiş, 1926′ da resmi işlerden, 1982′de de ekonomik işlerden kaldırılmıştır.

5) Miladi Takvim:

a)Güneş yılını esas almıştır.

b)İlk şekli Mısırlılar tarafından oluşturulmuş, Roma İmparatorlarından jul Sezar zamanında MÖ. 46′da geliştirilmiş, 1582′de Papa XIII. Gregoryen tarafından bugünkü şekle getirilmiştir.

c) Bşlangıç Hz. İsa’nın doğumu’dur. Bu tarih sıfır sayılarak öncesine MÖ, sonrasına da MS denilmiştir.

d)1 Ocak 1926′dan itibaren Türkiye’de tamamen yürürlüğe girmiştir. (Ülkemizde 1 Mart 1926′da milâdî takvim kabul edilmiştir. Rumî takvim ise bütçe ayarlamalarında kullanılmıştır. 1983 yılında malî yılbaşının Ocak ayının birinci gününe alınmasıyla da tamamen kullanımdan kaldırılmıştır. 26 Aralık 1925 tarihinde çıkarılan bir yasayla diğer bütün takvimler yürürlükten kaldırılarak yerine, bugün kullandığımız milâdî takvim kabul edilmiştir.).

e)Böylece Türkiye, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda Avrupa devletleri ile ilişkilerini geliştirmeye ve çağdaşlaşmaya yönelik önemli bir adım atmıştır.

f) Günümüzde dünya devletlerinin birçoğu bu takvimi benimsemiştir.

 Hicri Takvimle Miladi Takvim Arasındaki Farklar Nelerdir?
1) Hicri Takvim AY yılını, Miladi Takvim GÜNEŞ yılını esas alır. Bu yüzden ikisi arasında 11 gün fark vardır.
2) Başlangıç tarihleri farklıdır. 
Hicri Takvimde başlangıç tarihi Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği tarih olan 622 yılıdır. 
Miladi Takvimde ise başlangıç Hz. İsa'nın doğum tarihi 0 yılıdır.
TAKVİMLERİN DÖNÜŞTÜRÜLMESİ

Hicri Takvimden Miladi Takvime Çevirme İşlemi

Formülü:

1. işlem: HY /33=X

2.İşlem: HY – X = Y

3. İşlem: 622 + Y= Miladi Yıl

Miladi Takvimden Hicri Takvime Çevirme İşlemi

Formülü:

1. işlem: MY- 622=X

2.İşlem: X /33= Y

3. İşlem: X + Y= Hicri Yıl

NOT: Yukarıdaki formüle göre rakamlar 33’e bölünürken;1000’de 30 kez, 100’de üç kez, son iki rakam 33’ten küçükse 1 kez, büyükse 99’a kadar 2 kez,99’da 2 kez kabul edilmelidir.
SORU: Hicri 1340 yılını Miladiye çeviriniz.

Hicri=1340 Miladi=?

1340 ÷ 32 = 40,6 (Yaklaşık 41)

1340 – 41 = 1299

1299 + 622= 1921

SORU: Miladi 1998 yılını Hicri takvime çeviriniz.

Miladi=1998 Hicri=?

1998 – 622 = 1376

1376 ÷ 33 = 41,7 (yaklaşık 42)

1376 +42 = 1418

Rumi Takvimden Miladi Takvime Çevirme İşlemiSORU: Rumi 31 Mart 1325 , Miladi=?

31 Mart 1325

+ 13 584 İki takvim arasında 13 gün

______________ 584 yıl fark vardır.

13 Nisan 1909

Miladi Takvimden Rumi Takvime Çevirme İşlemiMiladi 29 Ekim 1923 , Rumi=?

29 Ekim 1923

- 13 584

_______________

16 Ekim 1339

 

ZAMANIN BELİRGİNLİĞİ

İncelenen olayların tarihi binyıl, yüzyıl ya da yıl olarak saptanır. Eğer yıl verilmemişse, o olayın tarihi belirgin değildir. Yılı belli olmayan olayın ayı, günü hatta saati bile verilse o olayın zamanı belirgin olmaz. Tarihlerde aranılacak sıra; yıl (sırasıyla yıl, yüzyıl, binyıl), ay, gün ve varsa saattir.

1. Cumhuriyet 1923′te ilen edildi.

2. Kırım Savaşı XIX. yüzyılda yapıldı.

3. İlkyazı MÖ. IV. Bin yılda bulundu.

4. Atatürk Samsun’a Mayıs 1919′da çıktı.

5. Saltanat 1 Kasım 1922′de kaldırıldı.

6. Son Osmanlı Meclisi 12 Ocak ‘ta açıldı.

Yukarıda verilen örneklerden 6′nın zamanı yıl verilmediği için belirgin değildir. Diğerlerinin belirginlik sırası ise; 5, 4, 1, 2, 3 tür.

Tarihi olayların oluş zamanının daha belir­gin olması için önce yılın, ayın ve günün belli olma­sı şarttır. Mesela 29 Mayıs 1453, İstanbul’un Fethi.

YÜZYIL KAVRAMI

100 yıllık zamana asır veya yüzyıl denir. Tarihi olayların zamanı belirtilirken takvimlerin başlangıcı esas alınarak önce ya da sonra kelime­leri kullanılır. Miladi takvime göre Hz. İsa’nın doğumu 0 kabul edilmiş ve önceki tarihler M.Ö (Milattan Önce), sonraki tarihler M.S. (Milattan Sonra) olarak adlandırılmıştır.

Milattan sonraki tarihler günümüze doğru artarak gelirken, milattan önceki tarihler günümüzden artarak uzaklaşır.

Uzun zaman aralıklarını daha iyi incelemek için binyıl, yüzyıl, yarı yüzyıl ve çeyrek yüzyıl gibi bölümlemeler yapılmıştır.

Mesela, M.Ö 970 yılı için M.Ö birinci bin deni­lir.

Milattan önce II. yüzyıl, Hz. İsa’nın doğu­mundan önceki 200–101 yıllarını kapsar.

Milattan önce doğan Büyük İskender’in ya­şam yılları 356–323 olarak ifade edilir.

Milattan sonra doğan Mimar Sinan’ın ya­şam yılları 1490–1588 olarak ifade edilir.

Milattan önce 2100 tarihi M.Ö 2000 tarihe göre günümüzden yüzyıl daha geridedir.

M.S 1700 yılı. M.S 1600 yılına göre bir yüzyıl daha yakındır.

M.S. 1453 yılı
M. S XV. yüzyılın ikinci yarısı ya da üçüncü çeyreğidir.

M.Ö 1453 yılı
M.Ö. XV. yüzyılın birinci yarısı ya da ikinci çeyreğidir.

Kaynak: tarihbilinci.com

“Hicri Takvim Hz. Muhammed (sav)’in Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir. Hicri Takvim; Hicri Şemsi ve Hicri Kameri Takvim olmak üzere ikiye ayrılır:

Hz. Peygamber, Safer ayının 27.günü Hz. Ebubekir ile birlikte Medine’ye hicret etmek üzere Mekke’den ayrılmış, 4 gece Sevr Mağarası’nda kalmış. 1 Rebiülevvel Pazartesi günü Sevr Mağarasından Medine’ye doğru yola çıkmışlardır. 8 Rebiülevvel / 20 Eylül 622 Pazartesi günü Kuba köyüne gelmiş. Burada Kuba Mescidi’ni inşa etmiş ve 12 Rebiülevvel Cuma günü Medine’ye doğru hareket etmişlerdir.

Hicrî Şemsi Takvime Türkiye’de Rumî Takvim de denir. Hz. Peygamberin Kabe’ye geliş günü olan miladi 20 Eylül 622 tarihini, Hicri sene başlangıcı olarak kabul eden, Arapça’da güneş anlamına gelen Şems kelimesinden de anlaşılacağı üzere, dünyanın güneş etrafındaki dolanımını esas alan bir takvimdir.


Hz. Ömer zamanında Hicretin 17. yılında alınan bir kararla Hicretin olduğu sene Hicri Takvimin 1. yılı ve o yılın Muharrem ayı da Hicri Kameri takvimin yılbaşısı kabul edilmek suretiyle, o yıl 1 Muharrem’in rastladığı 16 Temmuz 622 tarihi de Hicri Kameri Takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Uygulamada Hicri Takvim olarak bu bilinmektedir .
alıntı: mümsema”

Ayları İlk Kim Buldu

Eskiden zaman ile ilgili kavramlar güneş ve ay döngüsü gibi bazı astronomik olayların çevrimi ile eşitlendiği gibi hasat zamanı, suların yükselmesi ve çekilmesi gibi doğal olaylar üzerinden de belirlenebilmekte idi. Örnek olarak İlk Babil takvimleri kameri ayı, yani birbirini takip eden iki dolunay arasındaki 29,5 günlük dönemi esas alan bir sistemdi. Eski Roma’da bilinen ay isimleri Venüs, Mars, yaşlılık çağını temsil eden Terminus ve gençlik çağını temsil eden Iuventas’tı; diğer ay adları sonradan sayıyla verilmiş ve daha sonra da bazıları özel adlar almış ve bir bölümü, bugüne kadar sayıyla gelmiştir. Peki ay adlarını kim buldu, ay adlarının kökeni neye dayanıyor?

Eski Türkçede de ay adları Aramay, ikindi ay, üçünç ay, törtünç ay… şeklindedir. Malaya dilinde de yerli geleneksel olan rakamlı ay adlarıyla İngilizceden alınan adlar bir arada kullanılır.

Bugün dünyanın çoğu yerinde Miladi takvim kullanılmaktadır ve bunun etkisiyle ay adları Jülyen veya Gregoryen takvimden kaynaklanan adlara dönüşmüştür. Güneydoğu Asya’dan Afrika’ya, Rusça etkisiyle Sibirya’ya kadar kökeni Roma’ya dayanan ay adları benimsenmiştir.

Anadolu’da ay adları bölgeye göre farklılık göstermekle birlikte bazı adlar, örneğin karakış, zemheri, küçük, april Çoğu bölgede ortaktır. Yalnızca İstanbul kadınlarının eski takvimine değinirsek, ay adları şöyledir: Muharrem’den başlayarak Aşure, Safer, Büyük Mevlüt, Küçük Mevlüt, Büyük Tövbe, Küçük Tövbe, Recep, Şaban, Rama-zan, Şeker Bayramı, Aralık, Kurban Bayramı. Dilde Türkçeleştirme başladıktan sonra ay adları önce Birinci Teşrin, İkinci Teşrin biçimine sokulmuş, 1945’te kanunla Ekim, Kasım, Aralık, Ocak adları konularak bugünkü haline getirilmiştir. Son kabul edilen şekliyle de ay adlarında üç katman kendisini göstermektedir: Kökeni Sümer-Asur-Babillilere dayanan Süryanice, Latince ve Türkçe. Eski yılbaşı olan mart ayından başlarsak, bu adların anlamları şöyledir:

Mart: Babil takviminde Abdaru, Süryanice Adar. Rumi takvimde de Mart’tır; Latince Martius, savaş tanrısı Mars’ın adından.

Nisan: Babil-Süryani takviminden, Rumi takvimde Nisan, Latince Aprilis, apricare, güneşlenmek, güneşte ısınmak sözcüğünden

Mayıs: Babil-Süryani takviminde Ayru. Rumi takvimde Mayıs, La-tince Maius, Maima Mercurius’un annesi, bitkileri büyüten ay.

Haziran: Süryanice; Latince Iunius, juvenis genç sözcüğünden.

Temmuz: Sümerce “dam” kadın, eş, “Dumuzi” Sümer üreme tanrısı ve festivali, Eski. Mısır’da “dama” bir araya getirme, Sanskritçede “dam”, ev, eş; Latince domina hanım, Demeter tarım tanrıçasıdır. Antik Mezopotamya dillerinde ortak ay adı olduğu gibi Türkçede halen damızlık sözcüğüyle aynı anlamıyla yaşamaktadır. Latince önce beşinci ay anlamında Quintilifti, sonra jülyen takvimi döneminde düzenlendiği için onun onuruna lullus Caesar’ın adından itilitıs adını aldı. Halk takviminde orak.

Ağustos: Babil-Süryanı takviminde Ab, Abu. Rumi takvimde Ağustos. Latince altıncı ay anlamında Sextılıs, sonra Octavianus Augustus’tan Augustus adını aldı.

Eylül: Babil takvımınde Ulul, Süryanice Eylül. Latince yedinci ay anlamında September. Halk takviminde çürük.

Ekim: Rumi takvimde Teşrin-i evvel. Aslı Süryanıce Tişrin. Latince sekizinci ay anlamında October. Bazı bölgelerde avara ayı.

Kasım: Arapça “bölen” anlamındadır, kısım sözcüğü aynı kökten gelir. Rumi takvimde Teşrini sani. Latince dokuzuncu ay anlamında November.

Aralık: Mantık olarak kasımla aynı kabul edilebilir. Rumi takvim-de adı Kanun-i evvel yani “kanun” ocak, mangal demek olduğuna göre birinci, ilk ocaktı. Latince onuncu ay anlamında December. Halk takviminde karakış.

Ocak: Rumi takvimde Kanuni sani, ikinci ocak ayıydı. Latince on birinci ay anlamında Undecim’di, sonra Ianus Taklar Tanrısı’mn adından ianua, kapı, giriş anlamında Ianuarius adını aldı. Halk takvimincie zemheri.

Şubat: Babil takviminde Sabadu, Süryanilerde Şubat. Latince on ikinci ay anlamında Duodecim’di, sonra februum arındırma sözcü-günden adını alan Februa arındırma festivali, günah kefareti olarak kurban kesme dönemi olması nedeniyle Februarius adını aldı. Halk takviminde küçük anlamındadır.
Kaynak: İlk Kim Buldu.com

Kurban

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı yaklaşan kurban bayramına ilişkin olarak sık sorulan soruları tek bir dosyada topladı….

Kurban ne demektir, hükmü nedir?

Sözlükte yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dinî bir terim olarak, ibâdet maksadıyla, belirli şartları taşıyan hayvanı, kurban bayramı günlerinde usulüne uygun olarak kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder.

Akıllı, hür, mukim ve dini ölçülere göre zengin sayılan mümin, ilâhî rızayı kazanmak gayesiyle kurbanını keser. Böylece hem maddi durumu yetersiz olup kurban kesemeyenlere bir şekilde yardımda bulunmuş, hem de Cenab-ı Hakk’a, yaklaşmış olur.

Kurban ibadeti, İslam toplumlarının şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri devam ede gelmektedir. Ayrıca kurban, bir Müslüman’ın gerektiğinde bütün varlığını Allah yolunda feda etmeye hazır olduğunun da bir nişanesidir.

Kurban Hanefi mezhebine göre vacip, diğer mezheplere göre ise, sünnet-i müekkededir. Dini kaynaklarda Peygamber Efendimizin kurbanını daima kestiği ifade edilmektedir.

Kurbanın dinî dayanağı nedir?

Genel anlamda kurbanın bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de birçok ayet yer almaktadır. Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’in yerine, Allah tarafından bir kurbanın verildiği açıkça bildirilmektedir. (Saffat, 37/107)

Ayrıca aşağıdaki ayetler de genel anlamda kurban ibadeti ile ilgilidir :

- ?Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık?? (Hac, 22/34)

- ?… kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belirli günlerde Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin?(Hac, 22/28)

?Kurbanlık büyükbaş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken kurban edeceğinizde üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yeyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.? ?Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir.? (Hac 22/36-37)

Bu ayetlerde zikredilen hayvan kesiminin, ibadet amaçlı birer uygulama oldukları açıktır. Bu amaçla kesilen hayvanların, et ve kanlarının Allah’a ulaşamayacağı asıl olanın ihlas ve takva olduğunun vurgulanması, kurbakesn kesmenin ibadet olduğunun açık bir göstergesidir.

Ailede Bir Kişinin Kurban Kesmesi Yeterli mi? Yoksa Tüm Aile Fertlerinin Kurban Kesmesi Gerekir mi?

İslâm dininde; ailede “mal birliği” değil, “mal ayrılığı” prensibi vardır. Yani bir aile içinde de olsa, herkesin malı, kendisine aittir. Bir kimse, babasının, eşinin veya oğlunun servetiyle zengin sayılamaz. Baba fakir olduğu halde oğlu; koca fakir olduğu halde karısı zengin olabilir. Bu bakımdan, aile içinde, diğer şartlarla beraber kimler dinen zengin sayılırsa, sâdece onlar kurban kesmekle yükümlü olurlar. Hepsi zengin sayılırsa, her birinin, ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir. Aile içinde zengin sayılan kimse yoksa hiç biri kurban kesmekle yükümlü olmaz.

Kurbanlık Hayvanı kesmek yerine, Canlı Olarak Veya Bedelini Yoksula Vermekle, Kurban İbâdeti Yerine Getirilmiş Olur mu?

Kurbanın rüknü, kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini, kurban kesme günlerinde kesmektir. Bu itibârla, kurban kesmek yerine, kurban bedelinin veya kurbanlık hayvanın (kesilmeden) yoksula yahut bir hayır kurumuna bağışlamakla, kurban ibâdeti yerine getirilmiş olmaz. Ancak kurban, herhangi bir sebeple, eyyam-ı nahr denilen kurban kesme günlerinde kesilememiş ise, bu günlerden sonra kurban kesilmez. Bu takdirde sadakaya dönüşür; dolayısıyla kurbanlık hayvanın aynısının veya bedelinin tasadduk edilmesi gerekir.

Kurban keserken nelere dikkat edilmelidir?

Kurban edilecek hayvana acı çektirilmemeli ve eziyet verilmemelidir. Hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir. Ayrıca, çevre temizliği için gerekli tedbirler alınmalıdır. Kesim esnasında hayvanların, birbirlerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına özen gösterilmelidir.

Kurban bayıltılarak kesilebilir mi?

Ölmeden kesilmesi kaydıyla, ihtiyaç halinde veya hayvana eziyet vermemek amacıyla kurbanlık hayvanın uygun tekniklerle bayıltılmasında bir sakınca yoktur. Ancak hayvan henüz kesilmeden, şok etkisiyle ölürse, kurban olmayacağı gibi, eti de yenmez.

Kurban kesilirken besmele çekilmesinin hükmü nedir? Hangi dua okunmalıdır?

İster kurban niyetiyle olsun ister başka bir amaçla olsun hayvan kesilirken besmele çekilmesi gerekir. Hayvanın kesimi esnasında besmele kasten terk edilirse o hayvanın eti yenilmez. Ancak kasıtsız ve unutularak besmele çekilmezse bu hayvanın eti yenilir.

Kurban kesilirken üç defa ?Bismillahi Allahü ekber? denilir ve şu ayetler okunur:

قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَاي وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ

وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ

Ey Muhammed! De ki: ?Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.? . ?O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.? (En’am, 62-163)

إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِي لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنْ الْمُشْرِكِينَ

“Muhakkak ki ben, hanif olarak yüzümü, yeri ve semaları yaratan Allah’ın Zat’ına döndürdüm. Ve ben, müşriklerden değilim”(En’am 79)

Kurban keserken abdestli olmak şartmı dır?

Kurban kesen kişinin abdestli olması şart olmamakla birlikte, kurban bir ibadet olduğu için kesenin abdestli olması daha faziletlidir.

Kadın kurban kesebilir mi?

Hayvan kesiminde, gerekli yeterlilik ve şartları taşıyan kişi kadın olsun, erkek olsun kurban kesebilir.

Ölü Kurbanı Diye Bir Şey Var mıdır?

Bilindiği gibi, ölen bir kimsenin dînî yükümlülükleri sona erer. Bu itibarla ölü kurbanı diye bir şey söz konusu değildir. Ancak, bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlanmak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban da kesebilir. Ölen kimsenin kendisi için kurban kesilmesine dâir, vasiyeti yoksa, bu kurban etini fakirler yiyebileceği gibi, kurban kesen kimse ve zenginler de yiyebilir. Vasiyeti varsa, tamamen fakirlere yedirilmesi veya dağıtılması gerekir. Böyle bir kurbanın etinden kurban kesen mirasçılar ve dinen zengin sayılanlar yiyemezler.

Ölen kimsenin vasiyeti olmaksızın, sevabı onun ruhuna bağışlanmak üzere kesilen kurbanın herhangi bir zamanda kesilmesi caiz ise de, kurban kesme günlerinde kesilmesi daha faziletli ve daha sevaplıdır. Ölenin vasiyeti gereğince kesilen kurban ise ancak, kurban kesme günlerinde kesilir. Vasiyeti yoksa ölen kimse için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez.

Kimler kurban kesmelidir?

Kurban kesmek, âkıl-baliğ (akıllı-ergen), dinen zengin sayılacak kadar mal varlığına sahip ve mukim olan bir Müslüman’ın yerine getirmesi gereken mali bir ibadettir. Temel ihtiyaçlarından ve borcundan başka 80.18 gr. altın veya bunun değerinde para veya eşyaya sahip olan kişi dinen zengindir. Dolayısıyla, Allah’ın kendisine bahşetmiş olduğu nimetlere şükran ifadesi ve Allah yolunda fedakarlığın nişanesi olmak üzere kurban kesmelidir.

Zengin olan karı-kocadan her birinin kurban kesmesi gerekir mi?

İbadetlerde sorumluluk bireyseldir. Bu nedenle, dinen zengin olan karı-kocadan her birinin ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir. Ancak İmam Malik’e göre aile reisi tüm aile efradı adına bir adet büyükbaş veya küçükbaş hayvan keserse, bu aile bireylerinin hepsi için yeterli olur.

Yolcunun kurban kesmesi gerekir mi?

Yolcu kurban kesmekle mükellef değildir. Ancak kesmesi halinde, sevabını kazanır. Sefer halinde iken kurban kesenler; bayram günleri içinde memleketlerine dönerlerse, yeniden kurban kesmeleri gerekmez. Sefer halinde iken kurban kesmeyip de bayram günlerinde memleketlerine dönenler, kurbanlarını keserler.

Kurban ne zaman kesilir?

Kurban, kurban bayramının ilk üç gününde kesilir. Kurban kesim vakti, Bayram namazı kılınan yerlerde, bayram namazı kılındıktan sonra, bayram namazı kılınmayan yerlerde ise sabah namazı vakti girdikten sonra başlar. Bayramın üçüncü günü güneş batıncaya kadar devam eder. Bu süre içinde gece ve gündüz kurban kesilebilir. Ancak kurbanların gündüzleri kesilmesi uygundur. Şafii mezhebine göre ise, kurban bayramın dördüncü günü de kesilebilir.

Hangi hayvanlar kurban olarak kesilir?

Kurban; koyun, keçi, sığır, manda ve deveden olur. Bunların dışındaki hayvanlar kurban olarak kesilemezler. Söz konusu hayvanların kurban olarak kesilebilmesi için devenin 5; sığır ve mandanın 2; koyun ve keçinin 1 yaşını doldurmuş olması gerekir. Bu sayılan yaş sınırını geçtiği halde süt dişlerini değiştirmeyen hayvanlar da kurban edilir. Bunun yanında, 6 ayını tamamlayan koyun, bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olması halinde kurban edilebilir.

Kurban edilecek hayvanın, sağlıklı, azaları tam ve besili olması, hem ibadet açısından, hem de sağlık bakımından önem arz eder. Bu nedenle, kötürüm derecesinde hasta, zayıf ve düşkün, bir veya iki gözü kör, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırık, dili, kuyruğu, kulakları ve memesi kesik, dişlerinin tamamı veya çoğu dökük hayvanlardan kurban olmaz. Ancak, hayvanın doğuştan boynuzsuz olması, şaşı, topal, hafif hasta, bir kulağı delik veya yırtılmış olması, kurban edilmesine mani teşkil etmez.

Kurbanlık hayvanlardan hangileri ortak olarak kesilebilir?

Koyun veya keçinin bir kişi tarafından; sığır, manda ve devenin ise, yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban olarak kesilebileceği Hz. Peygamber’in hadisleri ve uygulamaları ile sabittir (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 7-8). Ortak olarak kurban edilebilen hayvanlar tek veya çift hisse olarak kesilebilirler.

Kurbanlık Hayvanın Canlı Olarak Tartılıp Kilogram Fiyatı Üzerinden Anlaşarak veya Kesildikten Sonra Eti Tartılarak Fiyatının Belirlenmesi İle Satın Almak Caiz midir?

Tane hesabı ile satın alınan hayvanın kurban edilmesi caiz olduğu gibi; alıcı ve satıcı arasında, sonunda anlaşmazlık çıkmamak şartı ile bedeli kesildikten sonra, etinin beher kilosu için, taraflarca önceden belirlenen fiyattan ödenmek üzere satın alınan hayvanın kurban olarak kesilmesi; yine, canlı olarak tartılıp beher kilosu için takdir edilen bedel karşılığında satın alınan hayvanın kurban edilmesi de caizdir

Akika, adak, udhiyye ve nafile kurbanlar için aynı büyükbaş hayvana ortak olunabilir mi?

Ortak kesilen kurbanlarda, hissedarlardan her birinin kurbanlarını aynı maksat için kesmiş olmaları gerekmez. Ortakların herbirinin ibadet niyetiyle katılmış olması kaydıyla bir kısmı udhiyye, diğer bir kısmı ise adak, akîka, nafile kurbanı olarak niyet edebilirler.

Kurban eti nasıl değerlendirilmelidir?

Hz. Peygamber, kurban etinin üçe taksim edilip, bir bölümünün kurban kesmeyen yoksullara dağıtılmasını, bir bölümünün akraba, tanıdık ve komşularla paylaşılmasını, bir bölümünün de eve ayrılmasını tavsiye etmiştir (Ebû Dâvûd, Dahâyâ, 10). Ailenin ihtiyaç durumuna göre etin tamamı evde bırakılabileceği gibi, toplumda muhtaçların arttığı dönemde kurban etinin çoğunun hatta tamamının dağıtılması uygun olur.

Kurban derisi nasıl değerlendirilmelidir?

Kurbanın derisi, bir fakire veya hayır kurumuna verilmelidir. Hz. Peygamber, veda haccında Hz. Ali’ye, kurban olarak kesilen develerinin başında durmasını ve bunların derileri ile sırtlarındaki çullarını sadaka olarak vermesini, kasap ücreti olarak bunlardan bir şey vermemesini emretmiştir (Ebu Davud; Menasik, 20). Buna göre kurban derilerinin para karşılığında satılması, kurbanın kesimi veya bakımı için ücret olarak verilmesi caiz değildir. Derinin satılması halinde bedelinin yoksullara verilmesi gerekir.

Vekalet yoluyla kurban kesilebilir mi?

Kurbanı, kişi kendisi kesebileceği gibi, vekalet yoluyla başkasına da kestirebilir. Zira kurban mal ile yapılan bir ibadettir; mal ile yapılan ibadetlerde de vekalet caizdir.

Vekalet yoluyla kurban kestiren kişi, bulunduğu yerde ki birisine vekalet verebileceği gibi, başka bir yerdeki kişi veya kuruma da vekalet verebilir. Vekalet, sözlü veya yazılı olarak verilebileceği gibi telefon, internet, faks ve benzeri iletişim araçları ile de verilebilir.

Kuyruksuz koyunlar kurban edilebilir mi?

Doğuştan kuyruksuz olan veya besili olması için küçük yaşta kuyrukları boğulmak suretiyle düşürülen koyunların kurban edilmelerinde bir sakınca yoktur. Ancak bir kaza ile değerini azaltacak şekilde kuyruğunun tamamı veya yarısından çoğu kopan hayvanın kurban edilmesi caiz değildir.

Ölmüş kimseler için kurban kesilir mi?

Son zamanlarda halkımız arasında yaygınlaşma eğilimi gösteren; ?ölü kurbanı? veya ?kabir kurbanı? diye isimlendirilen bir kurban çeşidi yoktur. Ancak, ölmüş birisi adına veya sevabı ölüye bağışlanmak üzere kurban kesilebilir. Kurban borcu olup da hayatta iken vasiyet eden kişinin bıraktığı miras yeterli ise, mirasçıları tarafından vasiyetinin yerine getirilmesi gerekir. Vasiyeti yoksa, ölen kimseler için mirasçılarının kurban kesmeleri gerekmez. Ancak bir kimse, sevabını ölmüş bulunan anne veya babasına yahut diğer yakınlarına bağışlamak üzere, çeşitli hayır kurumlarına, fakir ve muhtaç kişilere bağışta bulunabileceği gibi, kurban da kesebilir.

Taksitle kurban alınabilir mi ?

Kişi, ister peşin ister taksitle olsun satın aldığı hayvanı kurban olarak kesebilir

Satın alınan kurbana, daha sonra başkaları ortak edilebilir mi ?

Kişi, mülkiyetinde olan veya kurban etmek amacıyla satın aldığı büyükbaş hayvana yedi kişiyi geçmemek şartıyla başkalarını da ortak edebilir.

Kurban yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?

Fıkhi hükmü ister vacip, ister sünnet olsun; kurban ibadeti belirli şartları taşıyan hayvanın usulüne uygun olarak kesilmesiyle yerine getirilir. Kurban bedelini yoksullara ya da yardım kuruluşlarına vermek suretiyle, kurban ibadeti ifa edilmiş olmaz. Şüphesiz Allâh Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Ancak, bu iki ibadetten birinin diğerinin alternatifi olarak sunulması dini açıdan doğru değildir.

Nitekim Peygamber (a.s.) Efendimiz de, kurban meşru kılındıktan sonra her yıl kurban kesmiştir. (Buhârî, Hac 117, 119; Müslim, Edâhî 17).

Ayrıca hadisi şeriflerde kurban bayramında, Allah katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğu, kurbanın kesilir kesilmez Allah katında makbul olacağı ve kurban edilen hayvanın her unsurunun kişinin hayır hanesine yazılacağı ifade edilmiştir. (Tirmizî, Edâhî 1; İbnu Mâce, Edâhî 3).

Akika Kurbanı nedir?

Yeni doğan çocuk için şükür amacıyla kesilen kurbana, ?akika? adı verilir. Akika kurbanı kesmek müstehaptır. Akika kurbanı olarak kesilecek hayvanda, diğer kurbanlarda aranan şartlar aranır.

Akika kurbanı, çocuğun doğduğu günden bulûğ çağına kadar kesilebilirse de doğumun yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir.

Akika kurbanının etinden ve derisinden, kurban sahibi dahil herkes istifade edebilir.

Şükür kurbanı ne demektir?

Temettu ve kıran haccı yapan kişilerin, aynı mevsimde hac ve umreyi birlikte ifa ettikleri için, kestikleri kurbanlara şükür kurbanı da denilmektedir. Aynı şekilde kişi, arzu ettiği bir amaca ulaşması veya bir nimete nail olması sebebiyle şükür kurbanı kesebilir. Bu kurbanların etinden sahipleri de yiyebilirler.

Adak Kurbanı Ne Demektir?

Kurban adayan kişinin kurban kesmesi vaciptir. Eğer kişi adağını bir şartın gerçekleşmesine bağlamışsa, bu şart gerçekleşince kesmesi gerekir. Adak kurbanının etinden adak sahibi, usul ve furûu (neslinden geldiği ana, baba, dede ve nineleri?ile kendi neslinden gelen çocukları ve torunları..) yiyemeyeceği gibi, zengine de yediremez. Eğer kendisi yemek ister veya bu sayılanlardan birisine yedirmek isterse, o eti tartıp rayiç bedelini yoksullara vermesi gerekir.

Kadın Ve Ehl-i Kitap, Kurbanlık Hayvanı Kesebilirler mi? Ve Kestikleri Yenir mi?

Bir müslümanın, erkek olsun kadın olsun usulüne uygun olarak kestiği hayvanların etleri yenir. Yine ehl-i kitap olan, yani peygamberlerden ve semavî kitaplardan birine inanmış olan (Yahudi,Hıristiyan) ların usûlüne göre kestikleri hayvanların etleri de yenir. Bu itibarla, müslüman bir kadının yahut ehl-i kitap kadın veya erkeğin kurbanlık hayvanı kesmesi caizdir. Bunların kestikleri kurbanın eti de yenir. Ancak, kurban, bir ibadet olduğundan -imkan varsa- onu müslümanın kesmesi daha uygun olur.

Teşrik Tekbirleri Nedir? Kurban Kesmeyenler de Teşrik Tekbirleri Getirir mi?

Bilindiği üzere, kurban bayramı kamerî aylardan Zilhicce’nin onuncu günü başlar ve dört gün devam eder. Bayramın dört gününe, Arefe günü de ilâve edilince bu beş güne “Eyyam-ı Teşrîk” denilir ki, farz namazların peşinden aldığımız “ Tekbir Günleri” demektir. Bu tekbirlere de “Teşrîk Tekbirleri” denir. Teşrik tekbiri şöyledir: “Allâhu Ekber, Allâhu Ekber, Lâ İlahe İllallâhu Vallâhu Ekber. Allâhu Ekber VeliUâhiI’hamd.” Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazların peşinden, selâmdan sonra bu tekbiri bir defa getirmek vaciptir.

İster cemaatle, ister yalnız başına namaz kılan, kurban kesen veya kesmeyen yolcu olan veya olmayan kadın-erkeğin; farz olan her namazın peşinde Teşrik tekbirlerini getirmeleri gerekir.

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU BAŞKANLIĞI

Doğal Antibiyotik

Böbrek taşı düşürme, İdrar yolları rahatsızlıkları, sistit, Kadınsal hastalıklar…a, kilo vermek isteyenlere şifa ….

Doğal antibiyotik tarifi Gerekli maddeler:

  • – 250 gram maydanoz sapı
  • – 250 gram limon kabuğu
  • – 250 gram bal
  • – 200 ml zeytin yağı 1 su bardağı kadar

Hazırlama metodu:

Maydanoz kökünü/ sapını çok küçük parçalara kesin ve limon kabuğu, bal ve zeytin yağı ile birlikte blender içine koyun. Bulamaç karışımına gelene kadar malzemeleri iyice karıştırın. Karışımı buzdolabında saklayın.

Alınma şekli:

Her sabah kalkınca bir çorba kaşığı tüketin. Karışımı bitirdikten sonra bakteriler yok olacak.

Not:Balı güvenilir bir arıcıdan satın alın.Limonun kabuğunu karbonatlı suda iyice yıkayın. Ayrıca, maydanozu kökünü kullanmadan önce iyice yıkayın.

Faydaları:

Kadınların vajinal akıntılarında, sistit, idrar yolu enfeksiyonu, sırt ağrısı, idrarda kan görme, böbrek taşı düşürme gibi sorunları çözmekte faydalı
Dışarıdan gelen mikrop ve vırüslere karşı etkilidir.
Hiç bir yan etkisi de yoktur.
Limonu hayatımızdan çıkartmayın.

-Alıntıdır-

Cezerye

Malzemeler

1 kg havuç
2 su bardağı toz şeker
200 g fındık
1 su bardağı Hindistan cevizi

Hazırlanışı

Kabuklarını soyduğunuz havuçları bol suda iyice yumuşayıncaya kadar haşlayın.

Suyunu süzüp rendenin küçük tarafı ile rendeleyin. Rendelediğiniz havuçları geniş bir tencereye alın. Üzerine toz şekeri ilave edip havuçlar suyunu çekip şeker tamamen eriyinceye kadar yüksek ateşte karıştırarak pişirin.

Fındıkları un kıvamına gelinceye kadar mutfak robotundan geçirin ve havuçlara ilave edip 2 dakika daha kavurun.

Cezeryeyi geniş bir kaba yayın. Tamamen soğuyup katılaştıktan sonra dilimleyin. Hindistan cevizine bulayarak servis yapın.

Afiyet Olsun.

Çeşm-i insâf kadar kâmile mîzân olmaz Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz

‘Ey halden hale çeviren! Halimizi en güzel hale çevir.’

'ey halden hale çeviren! halimizi en güzel hale çevir'

Fırında Donut

Fırında Donut Tarifi

Malzemeler

Hamuru için;

  • Yarım su bardağı ılık süt,
  • Yarım su bardağı ılık su,
  • 50 gram yumuşamış tereyağı veya margarin,
  • 1 paket instant maya (10 gam),
  • 1 tutam tuz,
  • 1 çay bardağına yakın toz şeker,
  • 1 adet yumurta,
  • 3 buçuk su bardağı un (kullanılan su bardağı ölçüsü: 200 ml.).

Üzeri için;

  • 120 gram çikolata (1 buçuk paket sütlü veya bitter),
  • Hindistan cevizi, pasta süsü, ceviz içi, v.b.

Fırında Donut Tarifi

Fırında Donut Yapılışı

Fırında donut hamurunu hazırlamak için gerekli olan ılık süt, ılık su, toz şeker ve maya derin bir kap içerisine alınarak eritilir.
Üzerine yumurta, tereyağı ve bir tutam tuz ilave edilerek karıştırılır.
Elde edilen karışıma azar azar un ilave edilerek güzelce yoğrulur ve ele yapışmayan yumuşak kıvamlı bir hamur elde edilir.
Yoğrulan hamurun üzeri streç film ile kapatılır ve ılık bir ortamda 1 saat kadar mayalanması için bekletilir.

Mayalanan hamur hafif unlu bir tezgah üzerine alınır ve merdane yardımı ile 1 cm kalınlığında açılır (çok ince olmasın).
Açılan hamur su bardağı ile kesilir ve kesilen yuvarlak hamurların ortası küçük yuvarlak bir kalıp ile kesilerek delinir.
Şekillendirilen donutlar yağlı kağıt serili fırın tepsisine yerleştirilir.
Önceden ısıtılmış 180° fırında üzerileri pembeleşinceye kadar pişirilir.
Pişirilen donutlar fırından alınır ve oda ısısında soğumaya bırakılır.

Çaydanlığın içerisine biraz su koyulup ocağın üzerinde kaynatılır.
Su kaynamaya başlayınca ocağın altı kısılır ve çaydanlığın üzerine bir kase yerleştirilir.
Kasenin içerisine el ile parçalara ayrılmış 120 gram çikolata koyulur ve karıştırarak çikolataların erimesi sağlanır (çikolatanın içine su kaçmamasına dikkat edin).
Soğuyan donutların üzeri benmari usulü eritilmiş çikolataya batırılıp çıkartılır ve tepsiye dizilir.
Çikolataya bulanan donutların üzerine arzu edilen süs malzemeleri serpilerek süslenir.
Hazırlanan fırında donut, servis tabağına alınarak servise sunulur.
Bu ölçüler ile 25 adet donut elde edilir.
Kaynak: Kadıncatarifler

Evde Kumaş Boyama ve Kot Boyama

Özellikle koyu renkli kumaşların, çeşitli çevresel faktörlerden dolayı ( güneş, yıkama vs.) zamanla renklerinin solduğu görülür. Sırf renklerini kaybettiği için bu elbiseleri eskidiklerini düşünerek atarız. Oysa, temin edilecek toz kumaş boyaları ile elbiseler boyanabilmekte ve yeni gibi olabilmektedir. Bir kaç ip ucu bilinirse kumaş boyama yöntemleri ile elbiseler eskisinden dahi kalıcı renge sahip olabilecektir.

Kumaş boyası; kırtasiyelerden, aktarlardan, tuhafiye ve manifaturacılardan temin edilebilir. Ancak bu işletmelerde illaki satılacak bir kaide yok çünkü bazılarında artık satılmıyor. İnternet üzerinde kolaylıkla temin edilebilir. Ayrıca, kumaş boyası yanında renk sabitleyici de alınması önerilir. Bu ikisi alındıktan sonra gerek duyulan diğer malzeme ise iki adet kova ( elde boyama için ) yada bir  çamaşır makinası.

Ayrıca kumaş boyama ve kot boyama ile ilgili bir kaç önemli nokta belirtelim;

1-) Boyama işlemi tek renkli giysiler için geçerlidir. Farklı renk ve desenler için daha özel ve beceri isteyen yöntemler vardır
2-) Giysinizi, giysinizin renginden başka bir renge de boyayabilirsiniz. Burada dikkat etmek gereken nokta, seçeceğiniz rengin giysinizin renginden daha koyu olmasıdır. Yani, giysiniz açık mavi ise koyu bir renk seçebilirsiniz ancak koyu mavi ise açık bir renge sağlıklı bir şekilde boyayamazsınız. Fakat, ağartma işlemi kullanarak, ağartılacak kumaş sonrasında bu işlemler denenebilir.
3-) Boyanacak kumaşın daha çok pamuk, yün veya naylon olması gerekir. Polyester ve akrilik kumaşlar için daha özel boyalar ve daha yüksek sıcaklıklar gerekebilir.
4-) Ceket, mont,  palto ve kot pantolanlar için çamaşır makinesi olumlu sonuç verebilir ancak daha çok elde boyama tavsiye edilir. Elde boyama için yazımızın sonunda bilgi verdik.
5-) Boyama sırasında kesinlikle eldiven kullanılmalıdır ve boyanın temas edebileceği yer gibi zeminlere gazete örtülmesinde fayda vardır.

6-) ÖNEMLİ: Koyu renkli kumaşların gerek orjinalleri, gerekse boyanmışlarında görülen en önemli sorun renk atmasıdır. Bazı kaynaklarda, yeni alınan bir elbisenin veya boyama işlemi tamamen bittikten sonra ( fiskeleme işlemi dahil ) eski bir elbisenin, 2-3 saat biraz fazlaca tuzlu ve fazlaca sirkeli suda bekletilmesi tavsiye edilmektedir. Bunun amacı ise rengi tamamen sabitlemektir. Tabi bu yöntemin; kot, keten, pamuk, yün ve naylon gibi kumaşlarda başarılı olacağı kanaatindeyiz.
7-) Makinanızın deterjan gözünün boyanmasını istemiyorsanız toz kumaş boyasını ayrı bir plastik şişe veya kapta su ile karıştırıp makinanın içine yerleştirebilirsiniz.

Evde Çamaşır Makinasında Kumaş Boyama ve Kot Boyama Nasıl Yapılır?

1-) Eğer boyayacağınız kumaş hassas bir kumaş değilse çamaşır makinasının sıcaklığı 80-90 dereceye getirilir. Eğer hassas bir kumaşsa, duruma göre 50 ile 70 derece arasındaki bir sıcaklık tercih edilir.

2-) Eğer ceket, mont, kaban, kot pantolon gibi kalın kumaştan yapılmış giysiler boyanacaksa boya miktarı biraz arttırılabilir. Ancak ince kumaşlı ürünler için boya miktarı az tutulabilir.

3-) Kalın bir kumaş boyanacaksa bir paket kumaş boyası, ince bir kumaş ise yarım paket kumaş boyası bir bardak kaynar vaziyette olan sıcak su içinde eritilir ve içerisine bir çay kaşığı tuz ve bir yemek kaşığı sirke atılır ve bardak içindeki boya ile birlikte iyice karıştırılır. Daha sonra ise elde edilen boya çamaşır makinasının deterjan gözüne dökülür ve yumuşatıcı gözüne ise renk sabitleyici ( fiske ) eklenir.

4-) Elbise çamaşır makinesine atılır ve makine ön yıkamasız çalıştırılır ve yıkama işlemi bittikten sonra eğer boya kalıntısı varsa elde iyice durulanarak asılır.

Boyama işleminden sonra makine bir kere boş vaziyette çalıştırılır. Nedeni ise içinde kalan boya artıklarının, bir sonraki çamaşır yıkamanızda elbiselere geçmemesi içindir.

Elde Kumaş Boyama ve Kot Boyama Nasıl Yapılır?

Kont pantolon, mont ve ceket boyama için için daha çok elde boyama tavsiye edilir. Bunun için giysi, bir kova sıcak su içerisine daldırılır ve iyice ıslatılır, bu aşamada kesinlikle kuru yer kalmamalıdır. Bunun için kova içinde iyice karıştırılır ve bir süre bekletilir. Daha sonra bir bardak ılık su içinde bir paket kumaş boyası iyice eriyene kadar karıştırılır. Elde edilen boya ise bir kova sıcak su içerisine eklenir. Üzerine fiske ( sabitleyici ) eklenir.

Ellerin boyanmaması için geri kalan işlem eldivenle yapılmalıdır. Giysi, bulunduğu kovadan çıkartılır ve boya içerisine daldırılır ve iyice karıştırılır. 4-5 dakika kadar, boyanın iyice emilmesi için karıştırma işlemine devam edilir. 2 saat kadar, giysi boya içerisinde bekletilmeli ve bu 2 saatlik süre zarfında bir kaç kez giysi boya içinde iyice karıştırılmalıdır. 2 saat geçtikten sonra, bir leğen içerisine sıcak su ve deterjan konur ardından giysi boya içinden çıkartılarak leğene alınır ve iyice boyasının akması sağlanır. Daha sonra giysi soğuk su ile iyice durulandıktan sonra kurumaya alınır.

Kumaş Boyası Markaları Hakkında Bilgiler:

En çok bilinen kumaş boyalarından birisi Viktoria marka kumaş boyasıdır. Bir paket fiyatı yaklaşık 2.30 TL (2016-2017 )dir. Bu bir paket rahatlıkla bir ceketi boyayabilir. Paket üzerinde de yazdığı gibi, ipek, yün, naylon ve pamuk kumaşları rahatlıkla boyar. Bu markanın ayrıca, renk sabitleyici fiske’leride bulunmaktadır. Victoria fiskelerin fiyatı ise 2,25 TL ( 2016-2017 yılı fiyatı ) kadardır. http://www.1organik.com

Hikaye

Büyük Mutasavvıf, İmam Şibli Hazretleri zamanında, Çok zengin bir fırıncı varmış. Bu fırıncı devamlı İmam Şibli Hazretlerinin muhabbetinden dem vurur, Ona olan hayranlığından bahseder, Onu ne kadar çok sevdiğini anlatır dururmuş… Fakat, parayı çok seven fırıncı bir kez olsun İmam Şibli Hazretlerini ziyaret etmeyi düşünmezmiş. Çünkü, kimseye güvenmiyor, yerine bırakacak adam olmadığını söyleyerek, zamanı ve fırsatı olmadığını mazeret gösterip duruyormuş.

İmam Şibli Hazretlerine yakın olan kişiler, fırıncının bu muhabbetinden aşkından bahsetmişler. Sizi görmeyi çok istiyor,ama yoğun işlerinden dolayı bir türlü fırsat bulamıyor,bu sebepten ziyaretinize gelemiyor demişler.

İmam Şibli Hazretleri;
─Madem o gelemiyor, biz onun yanına gidelim, diyerek fırıncının çalıştırdığı fırına gitmiş. “Allah rızası için yarım ekmek !” diyerek, fırıncıdan yarım ekmek istemiş. Fırıncı Öfkeli bir şekilde bağırmış:
─Utanmaz adam, sapasağlam adamsın. Dileneceğine git çalış. Her isteyene yarım ekmek versek, bu fırın iflas eder diyerek, dilenci kılığında gelen İmam Şibli’yi fırından kovmuş.
İmam Şibli sessiz, sedasız fırından ayrılmış. Olaya şahit olanlar, fırıncıya demişler ki:
─Sen ne yaptın, biliyor musun? Fırıncı söylenerek:
─Ne yapacağım, bu dilenciyi kovdum. Yanındakiler:
─Bu kovduğun kişi, yıllardır özlemiyle yanıp tutuştuğun İmam Şibli Hazretleridir. Git ve özür dile.
Fırıncı bu sefer baltayı taşa vurduğunu anlayınca, olanca hızıyla fırından çıkıp, İmam Şibli hazretlerinin peşine takılmış.İyice yaklaştıktan sonra:
─Aman efendi hazretleri, ben ettim siz etmeyin, affedin, zatı alinizi tanıyamadım. Eğer tanısaydım, hiç böyle davranır mıydım? Nolur, affedin, ne isterseniz yaparım diyerek, yalvarmaya başlamış.
İmam Şibli hazretleri gayet sakin,
─Seni bir şartla affederim, benim hatırım için Bağdat meydanında yüz altınlık bir ziyafet verirsen, affederim demiş. Fırıncı:
─Aman efendim, yüz altının sözü mü olur, zatı alinizin hatırı için bin altınlık bir ziyafet vereyim. Yeter ki siz beni affedin, demiş.
Beklenen gün gelmiş. Gerçekten fırıncı bin altınlık mükemmel bir ziyafet vermiş. İnsanlar yiyip içtikten sonra ağzı laf yapan birisi kemali edeple İmam Şibli Hazretlerine dönerek:
─Muhterem Efendim, İnsanlar cennetle müjdeleyecek, cehennemle korkutacak, bir sohbet irad etmenizi sizden bekliyorlar, demiş.
Bunun üzerine İmam Şibli Hazretleri ayağa kalkarak şunları söylemiş:
─Cennetlikleri bilmiyorum ama cehennemlik birisi varsa bu fırıncıdır !
Herkes pür dikkat dinlerken İmam Şibli devam etmiş:
─Allah rızası için yarım ekmek istedim, vermedi. Ama benim hatırım için bin altınlık bir ziyafet verdi. Eyyy aklı selim Müslümanlar! Bu nasıl müslümanlıktır?